NEREDEYİM BEM..
|
Neredeyim ben,bedenim nerede ,hani vardı benim kullandığım vücut parçalarım.nerdeler.Uykuda mıyım yoksa uyandım da bedenimde değil miyim..Sessiz ve kırılgan bedenimi kaybettim galiba..Gölgem peki …nerede maviye, mora ve lilaya boyadığım gölgem. Şimşek gibi her an yüreğime çakan bedenimi koruyan , heyecanımı artıran gölgem.Bedenini yitirmiş, ruhum gibi yalnız mor mavi gölgem.Saatler, günler ve yüzyıllar gibi derin uykudan uyanan bedenim.Bölük pörçük darmadağınık her şey, Ve bölünmüş düşüncelerle uyanmak.Düşündükçe de yok olmak.Nasıl uyanayım söylesin biri bana.Odam karanlık bu sabahın gün aydınlığında.Oysa daha düne kadar karanlık odamda gecemde nice güneşler doğardı benim için sadece bana mı !!!…
Benden de yansırdı tüm karanlıklara. Ayın ışığı, birde yakamozların kaybolan ışıltısı geri gelirdi.Ama şimdi ben karanlıktayım Sisler sarmış her yanımı.kımıldayamıyorum.Sisler içinde kaldım bak.Sesler çoğunu hiç hatırlamıyorum ki.Çoktandır kulaklarımı kapamışım bütün seslere .Sadece yüreğimde çağlayan sesin dışında..Sisler beni yutacak gibi ve sislerin içinde yabancı olan ve bana hadi kalk artık diyen sesler ve gene hayal meyal sanki korku filmlerin de ki gibi korku saçan yüzler.Biri beni çıkaramaz mı acaba bu odadan.
Sol yanım tutmuyor hiç annem. Sağ yarımda yok yerinde ne oldu bana ki…Oysa uçmak istiyorum ben açık pencereden esen odama dolan nisan rüzgarları ile havada uçuşan bir tül gibi sessizce yada kuşun yeni kanadından kopan tüy gibi.Akşamdan açık bıraktım penceremi ki sen bana gelesin annem, yada bir türkü tutturmuşsan sesin gelsin diye annem. Sisler içinde ki ne ses nede yüz sen değilsin kim bana yabancı ama benim olan …En büyük ölüm bu,yaşarken kaybolmak.yada densizliğin en büyük cezası olsa gerek…Bu kör sağır odada karanlığın aydın düşlerini bulmam lazım yeniden .Bir atmacaydım hep kanatlarım açıktı, sanki ne kadar uzun olduğunu görsünler ve beni güçlü bilsinler diye.O kanatlarımın gücü ile hiç bir kuş avlamadım ben avcı değildim ki. Ben hiç güçlü olamadım ki Oysa bir küçük aralıktan baksalardı beni görselerdi eğer: bin bir çiçekten renk ve koku almış her tarafı polen kaplı gittiği yere tohumu saçan ve o nazik kanatlarına sevdasını anteniyle yazan yorgun bir kelebek göreceklerdi.Kaç kişide göz ve yürek var ki…
Zorlada olsa kalktım kimseye elimi vermeden.Zaten nerede olduğunu bilmiyorum ki.kollarımın ve bedenimin tümünü.Ne beden nede gölge var ,ruhumda dolaşıyor bedensiz.Ve aynanın önündeyim.bu ben miyim yoksa bedensiz ruhumun görüntüsü mü. Beden ve ruh diye ikiye ayrılmış gibiyim şu an.Neden yıllardır bir kere kendi yüzümü ince ayrıntısına kadar incelemedim. Adımı ,ben doğarken verdikleri ;bunu 10 defa tekrarladım yüksek sesle .Bir tuhaf oldum .Yüzüm gibi adım da bir tuhaf geldi bana. .Bir günde uzun saçlarımı 2-3 kere yıkardım ki hem de soğuk su ile ipek gibi parlasın diye ;şimdi beyaz gri ve 4-5 cm kadar kirpi dikeni gibi.Ya gözlerim .! Kaçak rimellerle boyayıp boyunu uzattığım kirpiklerim ve şaşıda olsa hoş bakan gözlerim. Ölünün gözleri gibi çoktan ışıltısı yok olmuş. yetmezmiş gibi.bir de morarmış. Çökmüş solmuş yanaklarım .bir çizgi gibi olmuş dudaklarım Bu ben miyim,Kolyelerle süslediğim boynumu bulamıyorum katmer katmer olmuş.Pırlanta al yakut yada elmas takmışsın neye yarar şimdi. Küçücük bedenimi ben tanıyamıyorum çünkü yanlış ameliyat sonrası balon gibi şiştim,Somoko güreşçileri beklesinler er meydanın da beni geliyorum.Keşke önceden ezberleseydim yüzümü zaman ayırsaydım kendime. Kendime acımamalıyım ben asla zavallı olmadım ve tekrar herkesin var saydığı kanatlarımı açma zamanı geldi.Hadi toparlan bakayım ki ruhun bedenini bulsun.Gölgende olsun gene boya ama siyah olmasın içinde.Sönmeye yüz tutan volkanlar harlanıyor da benim yüreğim neden alevlenmesin akkor olmasın . En acımasız ay nisan bak kapıya dayandı bile.Son cemrede düştüğünde benim de gönlüme neden yeni bir aşk düşmesin ve dilimde bir türküm olmasın. Aynalara küsmem bana ne kazandıracak ki..Hemen arınmam lazım.Bir banyo iyi gelir. Benim elimde hamam tasım, içinde balık ve ağzında yakut gibi taş Hiç ayırmadım onu yanımdan..Su doldurdukça tasa oda yüzüyor ve ben sanki çocukken götürüldüğüm köhnemiş duvarları yosun tutmuş eski hamamın göbek taşındayım. Annem mis gibi yıkamış beni arınmışım kirlerimden ve şimdide sabun suyundan baloncukları havaya üflüyorum. Baloncuklar bin bir renk ve herkes uçan halıya biner bende balonların içine uzay mekiği gibi bindim şimdi artık kimse tutamaz beni annem bak gök yüzündeyim bile uçuyor uçuyorum sonsuzluğa.Gene sen beni arındırdın kirlerimden olduğu gibi sislerden korkulu yüzlerden ve seslerden anneemmmmmmmm. .Artık dışarıdayım . Of baharın kokusunu bile hissetmeye başladım..Bahar havada ışıl ışıl toprakta cıvıl cıvıl olmuş.Hani beni boğan sisler bakın çoktan yüksek tepeleri mesken tutmuşlar .Ne işimiz vardı ki benim dünyamda.Hadi çisil çisil çiseleyin de toprak çeksin içine sizi.Rüzgara kafamı tutacaksınız siz.Topraktan mantar kokusu gelmeye başladı bile. Desene bereketli olacak dağlar Ben yine toplarım torba torba mantarları dağıtırım dostlarıma. Gökyüzünde uçan kuş, denizlerde yüzen balığım benim Renk renk titreşimle artık çarpıyor yüreğim.
(Söylesem tesiri yok.sussam gönül razı değil)
ABORJİNFESAN |

