TERTEMİZ DUYGULARIN COŞKU DOLU SESLERİ

 

TERTEMİZ DUYGULARIN COŞKU DOLU SESLERİ   

         Yemyeşil ormanı ile köydeyiz Her yaz sürünün otlatıldığı köy…Köyün en alt ucunda

2 katlı çok şirin bir evimiz vardı. Önünde ağıl denen örtme, kocaman bahçesi .Evin içinde  40 metre kare kadar büyük bir oda 3 tarafta da tahtadan yapılan boylu boyunca sedirler ve  halı yastıkları ile süslenmişti…Şimdi nostaljik diye herkesin soluklandığı bir oda, Anadolu odası duvarda Bardız kilimi ki dokuyanlar doğanın rengi ile yüreklerindeki sevdayı da katarak dokumuşlar , 14 numara aynalı gaz lambası ne süslümü süslü üzerlik .Yerlere de annemlerin halk eğitim kursunda öğrendikleri ; kendilerinin koyundan kırkıp sonra yıkayıp, teşide eğirip yün iplik yapıp sonra kök boyası ve  soğan kabuğu ile boyadıkları yün ipliklerle ördükleri halılarla süslüydü. Dış antre vs. Hepimiz bu büyük odada yatardık. .Babam zaten evde olmazdı .Genelde kasabada yada başka yere sürü toplamak için giderdi.5 tane küçük kardeştik..Diğer ikisi de sonradan oldu.Ben 6 yaşında,küçüğümde 4 yaşındaydı. Her ikindi vakti annem sedirlerin üzerine yatakları boylu boyunca serer ve bizi  pencerelerin önüne oturttururdu.Annemin çok renkli dünyası vardı. Nevresimleri çok süslü dikerdi,benim yorganım siyah sarı geometrik şekilli ve çok güzeldi.Annem karnımız  doyurur sonra iş elbiselerini giyinir.kovaları  alır ağıla inerdi. Bu arada canı uyumak isteyen yada yayla havası soğuk olduğundan  , üşüyen olursa hemen yatar uyurdu.Evin alt katında da sürüye bakan işçiler otururdu. Balkonun hemen altında  aşağı katın çatısı gelirdi. Çatı o zaman kimsede yok ki.Örtme ve her yağmur yağışında da aktığından killi toprak döker lom taşı ile üzerinden geçerlerdi.O kadar çok toprak döşenmiş ki evin  tavanı bel vermiş.Evin penceresi yoktu.Merak mı ettiniz ?…Evin penceresi tavanda küçük bir cam ile kaplanmış delikti. Oradan sadece güneş içeri girer aydınlatırdı.Köyde zaten kimse evde oturmadığı için ev aydınlanmış yada  karanlıkmış kimde farkında  bile değildi, çünkü örnek alacak başka evde yoktu çoğunluğu böyleydi. Sadece bizim ev iki katlı dört yani pencereydi.ve durumu çok iyi olan  belli sayıdaki evlerin normal pencereleri vardı.Tepedeki küçük pencere ile biz çocuklar olarak iletişimimizi sağlardık .O yüzden camın varlığı sıkıntı yarattığı için camı gizlice kırardık .Kim bilir köye ne zaman çerçi gelecekte cam ısmarlanacak da  ölme eşeğim ölme misali hep kırık kalırdı…Babam bize ne alırsa yada kasabadan büyükbabamlar ne gönderseler biz onlardan ayrı yemek istemezdik,Pencereden aşağı atardık.Örtmenin bitişiğinde küçük bir dam vardı içinde ,süt makinesi kurulu dururdu.Akşam yada sabah köyde sağılan tüm sütler o dama getirilirdi.Her kadının bir tane çok düzgün olmasa budanmış cam ağacından kenç vurduğu (işaret –ölçü) çubukları vardı.Herkes sağdığı sütü kenç ile işaretler ve ödünç verirdi. O ay böylece  kimin sırasıysa onun  kışlık süt ve mamulleri hazırlanırdı.Bütün kadınlar sütleri makinede çekerlerken kimisi türkü söyler kimisi halay çekerdi.Çünkü yetişkin olmasına rağmen hala bekar olan halamın kocaman hoparlörü olan gramofonu ve bir sandıkta taş plakları vardı ,onun sesini de köye yayarlardı :Böylece herkes çalınan müziği dinlerdi.Yani öğle neşeli iş yapılırdı ki kimse yorgunluğunu bile hatırlamazdı Sadece halamın kolu ağrırdı gramofonu kurmaktan.

                    Köylü kadınlar sabahleyin sürüyü törenle uğurlarlardı. Koyunlar ve inekler gittikten sonra kuzular ve buzağılarda ayrı yerde otlatılırdı.Bütün gün annelerinden ayrı kalan yavrular akşamı zor beklerlerdi.Akşamın gün batımında çoban sürüyü köye indirmeye başlayınca herkeste bir telaş başlardı.Köyün üst başından sürü köye girerdi.En aşağıdaki yavrular sanki saat kurulmuş gibi annelerinin dönecekleri saati beklerlerdi.Bir meleme başlardı  ki mahşeri andırırdı..Bu koyunla kuzunun inek ile dananın kavuşma zamanıdır ki  hiçbir tablo bunu çizemez,nede seslendirebilir.O nasıl özlem , o nasıl hasret böyle, sanki 40 yıldır annesini arayan çocuğun  yada çocuğunu  arayan annenin kavuşmasındaki hem sevinç hem de gözyaşı gibi onlarda öğle bir tablo oluştururlar .O kadar çok sayıdaki koyun ve yavru nasıl oluyor da çabuk annelerini buluyorlar.Muhteşem bir tablo. Koyunla kuzunun buluşması.İnekleri ve koyunları sağmak için yavrularını önce serbest bırakırlar hani memelerini emdirirler ki süt  sağma kıvamına gelsin ve anneler bütün sütlerini bıraksınlar diye…sağım başlayınca  yavruların ağızlarına süt değmiş sütün tadını ve annenin kokusunu alan yavru durur mu hiç.Onu yardımcı işçi  zor zapt eder .Kendini resmen parçalar.Tabii ki sağıcı eğer merhametliyse yavrulara süt bırakır ,yoksa sütün hepsini sağarda yavruya bırakmazsa yavru çok öfkelenir ve öğle kızar ki memeyi emerken hırçınlıkla da paramparça eder.Bu ayrılış çığlıkları sabahleyin de ayrı olur.Akşamın buluşmasının sevinci sabahleyin de  ayrılık saati her ikisi de .Her ayrılık ve buluşma her canlıda aynı havayı yaratır.sadece koyun ve kuzu mu böyle Her Akşam saati ilk okulların çıkış saatinde okulların önünde beklediniz mi? tıpkı  masum kuzular cığıl cığıl olurlar.Eve bir gidişleri vardır ki analarına kavuşma. ve açlıklarını doyurmaya koşuyorlar şen çocuklar.Ama kuşları unutmayalım. Akşam ikindi saati gün batımında gök de serenat yapan kuşlara ne demeli ki.Aşağıda şen çocukların çığlık çığlığa sevinç sesleri ve onlara eşlik eden kuşların gökyüzündeki dinmez heyecanı…

           Gelin bizde eşlik edelim onların sevinç çığlıklarına gülmeyi unutmayalım.Şu afyonlarla eroinlerle beyni uyuşturulmuş dünyanın, içini para şan şöhret kaplamış insanları gibi kirletmeyelim ruhumuzu.Düşünün ki kurtlarla kuzular bile bir arada yayılabiliyorsa insanlar da her ne kadar düşman olsalar bile dost kalmasını bilmelidirler.Kendini medeni sanan şehir kokanalarının köylü diyerek yadırgadıkları insanların hayatları hala kendini koruyor. İçten ve samimi kalalım, kalalım ki

Bizde onlar gibi insani, kalbi duygularımızı kaybetmeyelim.

 

Unutmayın güneş ışığını fark edebilenler için güneştir.  

Cevap Yaz

Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.