'ÖYKÜ' Kategorisi Arşivi

NEREDEYİM BEM..

Cumartesi, Şubat 23rd, 2008

 

Neredeyim ben,bedenim nerede ,hani vardı benim kullandığım vücut parçalarım.nerdeler.Uykuda mıyım yoksa uyandım da  bedenimde değil miyim..Sessiz ve kırılgan bedenimi kaybettim galiba..Gölgem peki …nerede maviye, mora ve lilaya   boyadığım gölgem. Şimşek gibi her an yüreğime çakan bedenimi koruyan , heyecanımı artıran gölgem.Bedenini yitirmiş, ruhum gibi yalnız mor mavi gölgem.Saatler, günler ve yüzyıllar gibi derin uykudan uyanan bedenim.Bölük pörçük  darmadağınık her şey, Ve bölünmüş düşüncelerle uyanmak.Düşündükçe de yok olmak.Nasıl uyanayım söylesin biri bana.Odam karanlık bu sabahın gün  aydınlığında.Oysa daha düne kadar karanlık odamda gecemde nice güneşler doğardı benim için sadece bana mı  !!!…

 

Benden de yansırdı tüm karanlıklara. Ayın ışığı, birde  yakamozların kaybolan ışıltısı geri gelirdi.Ama şimdi ben karanlıktayım Sisler sarmış her yanımı.kımıldayamıyorum.Sisler içinde kaldım bak.Sesler çoğunu hiç hatırlamıyorum ki.Çoktandır kulaklarımı kapamışım bütün seslere .Sadece yüreğimde çağlayan sesin dışında..Sisler  beni yutacak gibi ve sislerin içinde yabancı olan ve bana hadi kalk artık diyen sesler ve gene  hayal meyal sanki korku filmlerin de ki gibi korku saçan yüzler.Biri beni çıkaramaz mı acaba bu  odadan.

 

      Sol yanım tutmuyor hiç annem. Sağ  yarımda yok yerinde ne oldu bana ki…Oysa uçmak istiyorum ben açık pencereden esen odama dolan nisan rüzgarları  ile havada uçuşan bir tül gibi sessizce yada kuşun yeni kanadından kopan tüy gibi.Akşamdan  açık bıraktım penceremi ki sen bana gelesin annem, yada bir türkü tutturmuşsan sesin gelsin diye annem. Sisler içinde ki ne ses nede yüz sen değilsin kim bana yabancı ama benim olan …En büyük ölüm bu,yaşarken kaybolmak.yada densizliğin en büyük cezası olsa gerek…Bu kör sağır odada  karanlığın aydın düşlerini bulmam lazım yeniden .Bir atmacaydım hep kanatlarım açıktı, sanki ne kadar uzun olduğunu görsünler ve beni güçlü bilsinler diye.O  kanatlarımın gücü ile hiç bir kuş avlamadım ben avcı değildim ki. Ben hiç güçlü olamadım ki Oysa bir küçük aralıktan  baksalardı beni görselerdi eğer: bin bir çiçekten renk ve koku almış her tarafı polen kaplı gittiği yere  tohumu saçan ve o nazik kanatlarına sevdasını anteniyle yazan yorgun bir kelebek göreceklerdi.Kaç kişide  göz ve  yürek var ki…

 

                 Zorlada olsa kalktım kimseye elimi vermeden.Zaten  nerede olduğunu bilmiyorum ki.kollarımın ve bedenimin tümünü.Ne beden nede gölge var ,ruhumda dolaşıyor bedensiz.Ve aynanın önündeyim.bu ben miyim yoksa bedensiz ruhumun görüntüsü mü. Beden ve ruh diye ikiye ayrılmış gibiyim şu an.Neden yıllardır bir kere kendi yüzümü ince ayrıntısına kadar incelemedim. Adımı ,ben doğarken verdikleri ;bunu 10 defa tekrarladım yüksek sesle .Bir tuhaf oldum .Yüzüm gibi adım da bir tuhaf  geldi bana. .Bir günde uzun saçlarımı 2-3 kere yıkardım ki hem de soğuk su ile ipek gibi parlasın diye ;şimdi beyaz gri ve 4-5 cm kadar  kirpi  dikeni gibi.Ya gözlerim .! Kaçak rimellerle boyayıp boyunu uzattığım kirpiklerim ve şaşıda olsa hoş bakan gözlerim. Ölünün gözleri gibi çoktan ışıltısı yok olmuş. yetmezmiş gibi.bir de morarmış. Çökmüş solmuş yanaklarım .bir çizgi gibi olmuş dudaklarım Bu ben miyim,Kolyelerle süslediğim boynumu bulamıyorum katmer katmer olmuş.Pırlanta al yakut yada elmas

takmışsın neye yarar şimdi. Küçücük bedenimi ben tanıyamıyorum çünkü yanlış ameliyat sonrası balon gibi şiştim,Somoko güreşçileri beklesinler er meydanın da beni geliyorum.Keşke önceden ezberleseydim yüzümü zaman ayırsaydım kendime.

                 Kendime acımamalıyım ben asla zavallı olmadım ve tekrar herkesin var saydığı kanatlarımı açma zamanı geldi.Hadi toparlan bakayım ki ruhun bedenini bulsun.Gölgende olsun gene boya ama siyah olmasın içinde.Sönmeye  yüz tutan volkanlar harlanıyor da benim yüreğim neden alevlenmesin akkor olmasın . En acımasız ay nisan bak kapıya dayandı bile.Son cemrede düştüğünde benim de gönlüme neden  yeni bir aşk düşmesin ve dilimde bir türküm olmasın. Aynalara küsmem bana ne kazandıracak ki..Hemen arınmam lazım.Bir banyo iyi gelir. Benim  elimde hamam tasım, içinde balık ve ağzında yakut  gibi taş Hiç ayırmadım onu yanımdan..Su doldurdukça tasa oda yüzüyor ve ben sanki çocukken götürüldüğüm  köhnemiş duvarları yosun tutmuş eski hamamın göbek taşındayım. Annem mis gibi yıkamış beni arınmışım kirlerimden ve şimdide sabun suyundan baloncukları havaya üflüyorum. Baloncuklar bin bir renk ve herkes uçan halıya biner bende balonların içine uzay mekiği gibi bindim şimdi artık kimse tutamaz beni annem bak gök yüzündeyim bile uçuyor uçuyorum sonsuzluğa.Gene sen beni arındırdın kirlerimden olduğu gibi sislerden korkulu yüzlerden ve seslerden anneemmmmmmmm.

            .Artık dışarıdayım . Of baharın kokusunu bile hissetmeye başladım..Bahar havada ışıl ışıl toprakta  cıvıl cıvıl olmuş.Hani beni boğan sisler bakın çoktan yüksek tepeleri mesken tutmuşlar .Ne işimiz vardı ki benim dünyamda.Hadi çisil çisil çiseleyin de toprak çeksin içine sizi.Rüzgara kafamı tutacaksınız siz.Topraktan mantar kokusu gelmeye başladı bile. Desene  bereketli olacak dağlar Ben yine  toplarım torba torba mantarları dağıtırım dostlarıma. Gökyüzünde uçan kuş, denizlerde yüzen balığım benim Renk renk titreşimle artık çarpıyor yüreğim.

 

(Söylesem tesiri yok.sussam gönül razı değil)

 

ABORJİNFESAN

TERTEMİZ DUYGULARIN COŞKU DOLU SESLERİ

Cumartesi, Şubat 23rd, 2008

 

TERTEMİZ DUYGULARIN COŞKU DOLU SESLERİ   

         Yemyeşil ormanı ile köydeyiz Her yaz sürünün otlatıldığı köy…Köyün en alt ucunda

2 katlı çok şirin bir evimiz vardı. Önünde ağıl denen örtme, kocaman bahçesi .Evin içinde  40 metre kare kadar büyük bir oda 3 tarafta da tahtadan yapılan boylu boyunca sedirler ve  halı yastıkları ile süslenmişti…Şimdi nostaljik diye herkesin soluklandığı bir oda, Anadolu odası duvarda Bardız kilimi ki dokuyanlar doğanın rengi ile yüreklerindeki sevdayı da katarak dokumuşlar , 14 numara aynalı gaz lambası ne süslümü süslü üzerlik .Yerlere de annemlerin halk eğitim kursunda öğrendikleri ; kendilerinin koyundan kırkıp sonra yıkayıp, teşide eğirip yün iplik yapıp sonra kök boyası ve  soğan kabuğu ile boyadıkları yün ipliklerle ördükleri halılarla süslüydü. Dış antre vs. Hepimiz bu büyük odada yatardık. .Babam zaten evde olmazdı .Genelde kasabada yada başka yere sürü toplamak için giderdi.5 tane küçük kardeştik..Diğer ikisi de sonradan oldu.Ben 6 yaşında,küçüğümde 4 yaşındaydı. Her ikindi vakti annem sedirlerin üzerine yatakları boylu boyunca serer ve bizi  pencerelerin önüne oturttururdu.Annemin çok renkli dünyası vardı. Nevresimleri çok süslü dikerdi,benim yorganım siyah sarı geometrik şekilli ve çok güzeldi.Annem karnımız  doyurur sonra iş elbiselerini giyinir.kovaları  alır ağıla inerdi. Bu arada canı uyumak isteyen yada yayla havası soğuk olduğundan  , üşüyen olursa hemen yatar uyurdu.Evin alt katında da sürüye bakan işçiler otururdu. Balkonun hemen altında  aşağı katın çatısı gelirdi. Çatı o zaman kimsede yok ki.Örtme ve her yağmur yağışında da aktığından killi toprak döker lom taşı ile üzerinden geçerlerdi.O kadar çok toprak döşenmiş ki evin  tavanı bel vermiş.Evin penceresi yoktu.Merak mı ettiniz ?…Evin penceresi tavanda küçük bir cam ile kaplanmış delikti. Oradan sadece güneş içeri girer aydınlatırdı.Köyde zaten kimse evde oturmadığı için ev aydınlanmış yada  karanlıkmış kimde farkında  bile değildi, çünkü örnek alacak başka evde yoktu çoğunluğu böyleydi. Sadece bizim ev iki katlı dört yani pencereydi.ve durumu çok iyi olan  belli sayıdaki evlerin normal pencereleri vardı.Tepedeki küçük pencere ile biz çocuklar olarak iletişimimizi sağlardık .O yüzden camın varlığı sıkıntı yarattığı için camı gizlice kırardık .Kim bilir köye ne zaman çerçi gelecekte cam ısmarlanacak da  ölme eşeğim ölme misali hep kırık kalırdı…Babam bize ne alırsa yada kasabadan büyükbabamlar ne gönderseler biz onlardan ayrı yemek istemezdik,Pencereden aşağı atardık.Örtmenin bitişiğinde küçük bir dam vardı içinde ,süt makinesi kurulu dururdu.Akşam yada sabah köyde sağılan tüm sütler o dama getirilirdi.Her kadının bir tane çok düzgün olmasa budanmış cam ağacından kenç vurduğu (işaret –ölçü) çubukları vardı.Herkes sağdığı sütü kenç ile işaretler ve ödünç verirdi. O ay böylece  kimin sırasıysa onun  kışlık süt ve mamulleri hazırlanırdı.Bütün kadınlar sütleri makinede çekerlerken kimisi türkü söyler kimisi halay çekerdi.Çünkü yetişkin olmasına rağmen hala bekar olan halamın kocaman hoparlörü olan gramofonu ve bir sandıkta taş plakları vardı ,onun sesini de köye yayarlardı :Böylece herkes çalınan müziği dinlerdi.Yani öğle neşeli iş yapılırdı ki kimse yorgunluğunu bile hatırlamazdı Sadece halamın kolu ağrırdı gramofonu kurmaktan.

                    Köylü kadınlar sabahleyin sürüyü törenle uğurlarlardı. Koyunlar ve inekler gittikten sonra kuzular ve buzağılarda ayrı yerde otlatılırdı.Bütün gün annelerinden ayrı kalan yavrular akşamı zor beklerlerdi.Akşamın gün batımında çoban sürüyü köye indirmeye başlayınca herkeste bir telaş başlardı.Köyün üst başından sürü köye girerdi.En aşağıdaki yavrular sanki saat kurulmuş gibi annelerinin dönecekleri saati beklerlerdi.Bir meleme başlardı  ki mahşeri andırırdı..Bu koyunla kuzunun inek ile dananın kavuşma zamanıdır ki  hiçbir tablo bunu çizemez,nede seslendirebilir.O nasıl özlem , o nasıl hasret böyle, sanki 40 yıldır annesini arayan çocuğun  yada çocuğunu  arayan annenin kavuşmasındaki hem sevinç hem de gözyaşı gibi onlarda öğle bir tablo oluştururlar .O kadar çok sayıdaki koyun ve yavru nasıl oluyor da çabuk annelerini buluyorlar.Muhteşem bir tablo. Koyunla kuzunun buluşması.İnekleri ve koyunları sağmak için yavrularını önce serbest bırakırlar hani memelerini emdirirler ki süt  sağma kıvamına gelsin ve anneler bütün sütlerini bıraksınlar diye…sağım başlayınca  yavruların ağızlarına süt değmiş sütün tadını ve annenin kokusunu alan yavru durur mu hiç.Onu yardımcı işçi  zor zapt eder .Kendini resmen parçalar.Tabii ki sağıcı eğer merhametliyse yavrulara süt bırakır ,yoksa sütün hepsini sağarda yavruya bırakmazsa yavru çok öfkelenir ve öğle kızar ki memeyi emerken hırçınlıkla da paramparça eder.Bu ayrılış çığlıkları sabahleyin de ayrı olur.Akşamın buluşmasının sevinci sabahleyin de  ayrılık saati her ikisi de .Her ayrılık ve buluşma her canlıda aynı havayı yaratır.sadece koyun ve kuzu mu böyle Her Akşam saati ilk okulların çıkış saatinde okulların önünde beklediniz mi? tıpkı  masum kuzular cığıl cığıl olurlar.Eve bir gidişleri vardır ki analarına kavuşma. ve açlıklarını doyurmaya koşuyorlar şen çocuklar.Ama kuşları unutmayalım. Akşam ikindi saati gün batımında gök de serenat yapan kuşlara ne demeli ki.Aşağıda şen çocukların çığlık çığlığa sevinç sesleri ve onlara eşlik eden kuşların gökyüzündeki dinmez heyecanı…

           Gelin bizde eşlik edelim onların sevinç çığlıklarına gülmeyi unutmayalım.Şu afyonlarla eroinlerle beyni uyuşturulmuş dünyanın, içini para şan şöhret kaplamış insanları gibi kirletmeyelim ruhumuzu.Düşünün ki kurtlarla kuzular bile bir arada yayılabiliyorsa insanlar da her ne kadar düşman olsalar bile dost kalmasını bilmelidirler.Kendini medeni sanan şehir kokanalarının köylü diyerek yadırgadıkları insanların hayatları hala kendini koruyor. İçten ve samimi kalalım, kalalım ki

Bizde onlar gibi insani, kalbi duygularımızı kaybetmeyelim.

 

Unutmayın güneş ışığını fark edebilenler için güneştir.  

ANADOLUDA KADINLARIN CEFASI , HAMAM SEFASI VE SİNEMASI.

Cumartesi, Şubat 23rd, 2008

 

 

ANADOLUDA KADINLARIN CEFASI  HAMAM SEFASI VE SİNEMASI.

 

 

Anadolu’da bütün insanlarının  eğlence kaynağı kendi kendilerine düzenleyip uyguladıkları fantezileridir. Kış zaten fazla ağır geçtiğinden , yaşam şeklide ona göre ayarlanmıştır Öğle şimdiki gibi keyfe keder olayları yok En zorda da  gülmeyi bilmek .kederi unutmak ,hem kadın, hem erkek olmayı da bilmek lazım.

 

Ataerkil aile olduğu için herkes aynı evde oturur..evde büyüklerin sözü geçer , evin delikanlısını kızının hele hele gelinlerin hiç  sözü geçmezdi.Zaten gelinlerin hala bazı bölgelerde devam eden gelinlik etme diye tanımlanan konuşmama gibi bir  durumları vardır.Kim bilir kaç yıl geçecek ki kayınpeder yada kayınvalide izin verecek ki konuşasın.Dudakları örtecek şekilde beyaz tülbent ağza kadar çekilir .Dudakların görülmesi erotizmi çağrıştırır.Vel hasılı kelam gelinlerin özgürlükleri yoktur.

 

Çocukları kucaklayamazlar ağlasalar bile dokunamazlar.Kocalarına  bile bakamazlar.Ancak bir şey sorulduğunda  sesli konuşmak yerine kulaktan kulağa oynar gibi fısıltı şeklinde konuşurlar.Ben hatırlıyorum annem tam 15 yıl dedemle konuşmadı gelinlik etti Bütün  kasaba derdi ki ‘Ne asıl aile kızı 15 yıl dayandı diye’ bu övgü yeterdi gelin  için  en büyük ödüldü..

               Gecenin bir saati olur herkes yatar da annem hala uyanıktır. Evin bütün erkekleri ne zaman lokalden  gelecek ki yemeklerini yiyeler. Ardından da dedemin çoraplarını  pantolonu çıkaracak ve ayaklarına ve parmaklarına masaj yapacak.. 

Hele birde kömür ütüsünü geg kızdırıp pantolonları ütülemeden yatmak olmazdı. .Canım annem sana kim bilir ne zaman ve hangisi izin verecek ve  git de yat oğul diyecek ki.sende gidesin .Aç mısın susuz musun yorgun musun hasta mısın ?.. Yada çocukların seni bekliyor mu diye soran yok. Sarhoş gibi olmuşsundur ,ortada sağa sola verilen emirlere koşmaktan.Zaten sen gidip de yatana kadar gecenin yarısı olmuştur.Odaya geçersin ki mevsim kış ise çoluk çocuğun üstü açık soba çoktan sönmüş sende buz tutmuş bedeninle yatağa da yatamazsın, çünkü babam gelmeden yatağa girilmezdi.Azıcık ısınmak ve üşüyen çocuklarda varsa onları  ısıtmak için hangisini bulursa onun  koynuna girer, hem ısınır hem de ısıtırdın..Derken babam gelir. Ya o gün işleri iyi gitmiştir neşelidir yada kötü gittiyse yandı keten helvası misali annemin ağzından burnundan getirirdi..

Çünkü dedemin yanında sesini çıkaramaz ,öcünü annemden çıkarırdı..Sanki annemin ne suçu varsa işinin ters gitmesinde.Yani şimdiki zamanda gelinler de kayınpederin kayınvalidenin gölgesiyle kavga ediyorlar .Kaynamaya manda eti lazım piliç eti  değil.

                      Erkeklerde ebeveynlerin yanında eşleri ile konuşamazlar şiişt aşağı şiişt yukarı misali.Hiç isimle hitap eden olmaz yada takma ad kullanırlar.Bu tarz yaklaşım bize de çocuk olmamıza rağmen  etki etmiş ki ben bile eşime adı ile hitap etmeye utanırım.Demek kediyi baştan parçalamak lazım.Annemler dedemlerle  aynı evi 15 yıl paylaştıktan sonra bir ikindi vakti ben çok küçüğüm .5-6 yaş civarındaydım.Dedem beni yanına çağırdı ve sevdi sonrada bana döndü ve hadi git annene ve babana söyle ki,  kilerdeki unları ayırsınlar ve artık    kendi evinize gidin ,biz sizinle yaşamak istemiyoruz dedi.Anneme gün doğdu vallahi. Çocuk aklımla ancak o kadarını anlayabildim.Yani yeme içme beraber ama ayrı evde yatılacaktık..

Bu bile büyük özgürlüktü. izin vermiş oldular.Artık kendi evimizde uyuyacağız.Ama evimize hiç bir şey vermemişlerdi .Çıplak bir ev.Oysa o taraf halı kilimle doluydu. Annem çok üzülüyordu .Görmüş geçirmiş bir aile kızı bak ne hale düştüm diye..Oysa kendi evlerinde tuvalet bile içerde ayrıca yerleri bırak duvarlar bile en değme halılarla kaplıydı..Şimdide basit bir kıl cecimi var evinde.Ama babam kısa sürede telafi etti.Zaten halk eğitimi halı örme kursları açmıştı annem de çok başarılı olmuştu ve anneme tezgah bile hediye etmişlerdi.Zaman geçince kendi koyunlarımız yünlerimiz işçilerimiz çiftliğimiz hatta köye bile evimiz oldu Halı ve kilimin yünlerini kendimiz boyadık ,kendimiz ip yapar  halı kilim dokurduk. İstemediğin kadar. Hala  antika gibi durur evimizde.

 

    Bahar vakti ve  benden 2 yaş küçük bir erkek kardeşim olmuştu. ve adını da Alican koymuşlardı .Hani ayrı eve taşındık ya artık annem daha özgürdü . Kardeşim daha 3 aylıktı ve Annemin de mutlaka fırında ekmek pişirmesi gerekiyordu.O zamanlar çarşıda bir ekmek fırını vardı. Orada beyaz undan ekmek pişirirlerdi.Hepimizin  tek derdi taze somunların içine tayin helvası koyup sıcak sıcak yemekti.Tadı hala ağzımda, birde dallara çıkar, ayaklarında ya lastik yarım çizme veya  renkli naylon karikalar varsa ,hele de kurdelen kolalı ve  saçlarını sabunla şekillendirmişsen dünya senindir .İşte bu fırından başka mahallede tek fırın olurdu .Bütün mahalle sıraya girer ekme pişirirlerdi. İşte anneme de yeni sıra gelmişti.En az 7-8 tekne hamur yaparlardı. Sade un karışık mısır unu ve bir sürü işte Çünkü  yeni ev kurmaya başladıkları için ,sürü büyük baş küçük baş hayvan  toplamaya başlamışlardı, tüm mücadele onun içindi.Annem çok yakın akrabamıza çocuk evde, ara sıra bak ağlarsa ilgilen diye rica eder ve gözü arkada kalmadan işe dalar, hani ekmek pişirecek ya. Halam annemlerin ayrılmasından hoşnut değildir üstelikte çocuğu emanet ettikleri akrabamızla da küstür. Derken aradan zamana geçer ve annem eve gelir. Çocuk beşikte yatıyor ve çok derinden inilti geliyor. Birde ne baksın ki kundağı açtığında çocuk ağlamaktan göbeği dışarı çıkmıştır Çünkü halamın korkusundan o akraba eve gelemez çocukta uyanır ağlar ağlarda ağlar ve göbeği patlar .Maalesef yapılacak hiçbir şey yoktur. Bebek ölür.babam eve gelir de ,onun da bırak üzülmesini, yorum bile yapamaz çocuğuna .Çünkü halamın suçu vardır hem de ailede büyüklerin yanın da ne canlısına nede ölüsüne yavrunun sahip çıkamazsın.Zaten annemin hiç hakkı yoktu hiçbir şeye.Günün akşam saati olduğu için bebeğin ertesi günü gömülmesi gerekti.Öğlene doğru babam otelin önünde kahvede otururken .bizim işçilerden birisi yastığın üstüne kardeşimin ölüsünü koymuş ve çarşıdan  geçerken babam iç geçirip bakıyormuş büyükbabam da onu görünce ne oldu demiş :babam da dün çocuk öldü de gömmeye götürüyorlar diye cevaplamış.Hadi git çocuğunun yanına ne işin var oturuyorsun dese de babam gitmemiş..lanet olsun bu katı geleneğe ki babam son yolculuğunda bile yiğitlik gibi algılanan bu dururumda çocuğunu bile gömememiş.

 

,     Evet bütün bu olumsuzlukların yanında tabiî ki güzel şeylerde yok değil İşte her konuda katı kurallar olmasına rağmen ,hanımların günlerine  hamamlarına ve de sinema keyiflerine hoşgörü gösterirlerdi.Zaten ağır kış şartlarının olduğu yerde bazı evlerde düzenli banyo düzeneği olsa da hamama gitmek özgürlüktü.10 günde bir mutlaka özel bir törene katılacakmışlar gibi hazırlık yapılırdı.Keteler dolmalar,ne varsa hazırlanırdı.3-4 aile beraber giderlerdi o yüzden farklı şey yaparlardı ki çeşitlilik olsun.Bohçalarda temiz çamaşırlar ve yiyeceklerle hamamın yoluna düşerlerdi. Hamamdan gelenlere de  fazla laf edilmezdi. Beylerin gıkı çıkmazdı özel bir ilgi gösterirlerdi..Hamamda çok eski  tarihi bir eserdi .Çok büyük en az 400 yıllık . Kasvetli bir havası,tepede çok yüksekte renkli camları , loş ışık olsun diye yapılmış küçük küçük pencereleri  vardı. Göbek taşı çok büyüktü en az 50 kişiyi alırdı..Anam kadınlar  sanki  defileye çıkacaklar en güzel hangi elbiseler ne  varsa getirmişler.Takıları da unutmayalım Ya kızlara ne demeli. Oooo resmen bekar olanlar  kendilerini gösteriyorlar.Önce çekinirler birbirlerinden az sonrada hamam havasına girdiler mi peştamal falan arama çünkü liflenen kese yaptıran  …da yaptıran hepsi kendi derdine düştüğünden kim açık kim kapalı umursadıkları yoktur.Zaten belli bir zaman sonra da o halde oturup muhabbete dalarlar.Göbek taşında sanki mandalar suya dalmışlar yada fok balıkları sanki güneşleniyorlar.Ne kadar şişman olursan o kadar çok kibirli oturursun.derler ki’ maaşallllah nasılda kocası beslemiş onu.Somoko güreşçilerine benzer çoğu. E yani gençleri katmayalım Bu çok özel günün havlusu peştemali,  nalını hele de hele de hamam tası  gümüşten içindede balık ağzında yakut taşı gibi  bir taş olurdu..Bu zenginlere mahsus fukarada ne bulsa. Allah var ya  babam birbirimize  özenmeyelim diye ayrı ayrı almıştı.Yıkanma sırası çocuktan başlar,  ellerine ayaklarına dolaşmasın diye çocukları yıkarlar.Çocuk dedim de öğle  çok küçük sanmayın 10 -12 yaşında olanları bile kadınlar hamamına getirirlerdi..Zaten küçüklere lafım yok..Dışarıda onlar için yerler vardır , önlerine bol yiyeceği doldururlar sus payı gibi. Uykusu gelenide uyuturlarda koca dana  gibi olanlarda su kuşu gibi kurnaların başından ayrılmazlar.Benim en büyük zevkimde  sabundan balon şişirip üflemek.Sonra evin yaşlıları yıkanır.onları göbeğe oturturlar Malum pek acıkmışlardır ye babam ye…Sonra sıra gençlere gelinlere gelir.Aman tanrım kadınların keselenmekten her tarafları soyulur gene de aldırmazlar, o kadar çok sıcak su ile yıkanırlar ki baygınlık geçirenlere soğuk su dökerler dışarı çıkarırlar .biraz soluklandı mı tekrar içeri gelir gene göbek taşına oturur .En büyük zevkleri ve özgürlükleri budur.Bu hamam seansı 4-5 saat  yada daha uzun sürer.Bütün dedikoduları duyarsın.Kızları  bekar oğlun varsa beğenirsin.Un çuvalının boşalması gibi her şey ortay dökülür.Sıra  eve gitmeye gelince burada biraz beklemek lazım .taksi ne gezer.Koca kasabada 2 cip var .1 tanesi belediye başkanına tahsisli o zaman dedemlerdeydi de hiç bizi bindirmezlerdi devlete ait diye Sadece ilk okuldayken çiftlikte yaşadığımızda , kömürün leyland, taunus markalı taşıma kamyonlarına binerdik..liseye  kadar arabaya binmedim. İlk otobüse de imtihanlara giderken binmiştim. Diğer cip de kaymakama  verilmişti.Durumu iyi olanların  dışarıda bekleyen iki atlı paytonları  vardır..birde emir eri gibide işçisi.Hanımın bohçaları alınır ,.kendide sanki seferden dönen ordunun komutanı mübarek eda ve naz ile paytona biner.Atları kırbaçla dehleyince de öbürlerine hava atmak için mendil sallar..Bizim de hem iki atlı paytonumuz vardı hem de İzmir’den Midilli atı  getirmiştik Çok tatlıydı ufacık tefecik fakat çok hareketliydi Sadece bizde vardı fındık gibi .Onu kullandırırdı annem. Asla bir taşkınlık görmedik ondan hep ölçüsü  vardı annemin..  Faytonu olmayanda tabana kuvvet .Ama ne yazık ki çarşıdan geçmeleri gerekir. Erkekler bilirler hangi saatte kadınların geçeceğini ya hepsi geçenlere odaklanmıştır. Bir türkü duyarsın sesi güzel olan söylüyordur.

 

Eydim kavak dalını

Yoldum yapraklarını,

Yarim hamamdan geliyor,

Öptüm yanaklarını.

 

Hanımların kimi utanır hızlı adımları sayar ,kimide gevşer daha edalı geçer.Oy oy oy kadın milleti.

Eh hamam olurda sinema olmaz mı?..Haftanın iki günü kadınlar matinesi vardı. İlk sinemayı  askeri tabur getirmişti.renkli filmleri ilk orada gördük.Alis Harikalar dünyasında diye.daha sonrada kasabadan biri ilk sinemayı kurdu 25 kuruş.Çoluk çocuk annemler hemen tüm kasaba giderdik.haftada 2 gün. Film bittikten sonra çıkanların kocaman kızarmış gözleri ve silmekten dolayı şişmiş ve uzamış burunları en göze çarpan özelliklerdi. Birde Erol taşın yüzünden müstesnaları bir kenara koyalım ona kızan terlik mi ayakkabımı ne varsa perdeye fırlattığı için hem filimi rahat izleyemezdik hem de millet attıklarını bulmak için birbirlerini ezerlerdi.

 

İşte acısı ile tatlısı ile bir hayat .Filme gidenler ezenler ,ezilenler hepsi tarih oldu kimse kalmadı o kuşaktan.Sıra bize geldi.Sonuç olarak ne olduysa bu millete sinemayı kuran o kasabalı günah işlediğini düşünerek 4 kere hacca gitti.orayı da Camiye çevirdi.Benim bildiğim kadarıyla da artık kasabada 50 sene sonra sinema kalmadı. Şen olasın bizim eller.

Zaten toplum olarak kendimiz yaşamaktan dışladık.

 

ABORJİNFESAN

Ben kardelenim(nevruz günü dogmuşum)kardelende nevruzun simge çicegidir.

Çarşamba, Şubat 20th, 2008

                                        

Köyde Çamaşır Günü

 

 

              Her tarafı ormanla kaplı olan doğuda  bir  şirin köydeyiz.Her yaz ailemle beraber geldiğim hatta doğduğum köydeyiz .O yıl erken çıkmışlar köye ve ben NEVRUZ’da  21 martta  doğmuşum.O gün köydeki bütün yumurtaları soğan kabuğu ile her yılki gibi boyamışlar ve annemin sütü çok olsun diye bize boyalı yumurta getirmişler ,hem de uğrum olsun diye. Ondan mıdır nedir bilmemde dünyayı hep gökkuşağı renginde görürüm Bunca yıllık ömrümde çektiğim onca sıkıntıya rağmen hala siyahı bilmem.Hatta o renkleri yakalamak için her yağmur sonrası oluşan gökkuşağını ulaşmak k için o kadar çok dağlara koşardım ki yaralanmadığım yerim kalmazdı. Ben tam yakalarım bakarım çoook uzaklara kaçmış bile.Halada yağmur sonrası gene dağlardayım. Demek kaçan hep kovalanıyor.

 

            Kendi yağı ile kavrulmayı bilen saygılı insanlarımız..Anadolu’nun yok yoksul köyleri, hemen hemen birbirinin aynı olan köylerimiz..Ama onurlu ve de gururlu insanlarımız..Bütün olumsuzluklara rağmen en mutlu insan olmayı bilen  bizim insanlarımız. Bir tarafta zevki sefa diğer tarafta yoksulluk ve çaresizlik.Terazinin dengesi öğlesine ayarsız ki çık çıkabilirsen  içinden.Unutulan bizim insanlarımız her şeyde ,savaşta ölümde.,zulümde en önde nasibini alan ve sosyal hak .hukuk olunca unutulan bizim insanlarımız Yılların yükü, yalnızlığı öğle birikti ki buna rağmen hala en güzeli yakalamaya çalışan bizim köylümüz.Devletine bağlılığı milletine sahip çıkmayı ölümüne de olsa görevi bilen soylu yüreği heyecanlı bizim can köylülerimiz. Hepside en ufak fırsatı değerlendirip hayatını kurtarmak için mücadele eden bizim insanımız.Ben o yıllara 1960’ lar da ki durumu biliyorum ve yazıyorum da acaba batıda durum nasıldı. Elbette  karşılaştırmak gerekir Yada o günden bugüne ne değişti onu sorgulamamız lazım.Bir arpa boyu yol aldık mı yoksa yerimiz demi sayıyoruz..Köyde  öğle çeşme falan yok ,köyün üst başından yani mezarlığın başından aşağı köyün alt ucuna kadar akan bir dere vardı. Köyün sürüsü sabah dağa yaylaya otlanmaya giderken yada akşam dönüştü suyunu dereden içerdi.. Dağdan süzülen kaynak suyu. İlk kaynaktan gelirken berrak olmasına rağmen köyü dolaştıkça ne varsa içine attıkları için kirli su olarak köyü terk eder.Köylü de  asma –omuzluk  denen ve iki ucunda da kovaların sarktığı taşıma  odununu omuzladıkları gibi doğru üst başa giderlerdi su taşımak için. Genelde tahta çelmek yada daha yeni yeni kullanıma giren kovalarla su taşırlardı.Daha da önemlisi suyu soğuk tuttuğu için topraktan yapılan testilerle küze de denirdi.,onu kullanırlardı..Öğle evlerde banyo falan ne gezer.Köy evlerine dam denirdi. Anne ve babaların odalarında ki öğle her evde zaten olmaz ,çoğu kez herkes aynı  odada yaşadığı için özel yaşamın gizliliği de kalmazdı.oooo    daha çocukken farkında olmadan belleğe yerleşen özel yaşamlar. işte evlerde bir köşede kum yada toprak dökülmüş bir köşedeki acele durumlarda kullanılan boy abdesti alınan yerler. Genelde köylerde ahırlara  kova kova su koyarlar ,bütün gün içeride ısınır.Ahırlarda malın gübresini temizlerlerken bir kısmını kışın ahırda bırakırlar dıki ahır ısınsın .Meğer bizim köylüler biyoenerjiyi ta o zamandan biliyorlarmış da bilimsel olarak da bakın artık tespit oldu ve kullanılıyor.İşte kışın ahırlarda ısınan su ile banyo yaparlardı hele de yeni evlilerse ahırda seki denen ve tahtadan yapılmış merdivenle çıkılan bir tahtadan yer yaparlardı ve her zaman üşüyen olursa zaman zaman gider orada yatar. Kışın o yerleri yeni evlenen genç  evlilere .Jest olsun diye verirlerdi.Bir keresin de mahallenin en kabadayı kaynanası vardı Kadın esmer olduğu için gara Fidan derlerdi adına.birde elmas teyze vardı  .çok çay içtiği için demlik Elmas  diye lakap takmışlar adına .Zaten o köyde lakabı olmayan yoktu ki İşte bu ikişer kadınların kızı ve oğlu evlenmişlerdi.. Ve gündüz gara Fidanın  .ısınması için ahıra koyduğu kovaların suyunu  oğlu ile gelini kullandığı için valla köyde bir kavga çıktı aile arasında sen ne biçim kız terbiye etmişsin kaynanasının abdest suyunu kullanmış diye…Allah’tan annemler araya girdilerde olay çabuk kapandı.da gara Fidan ile demlik Elmas kafa göz yarmadılar..

 

             Eh yani bu durumda da.çoluk çocuğun yıkanmasını bekleme. ?..Kışı sen unut,.yazında  zaten millet çoluk çocuk dışarıda buldukları göle dalarlar:işte sana yıkanma..Sabunu buldular da banyosu mu kaldı.Yazın ayda bir kara kazan dışarıda kurulur Isıtılır, ailede ne kadar çocuk varsa sıraya girer kapının önünde . Herkesin kafasına  iki tas su dökerler birde yeşil  kokulu sabun ki ,sürme daha iyi öbür banyoya kadar kokusu gitmeyen sabun ile yıkarlar.Zaten kirler bile ıslanmamıştır.İşte sana banyo. Bu banyo olayında çoğu taş üzerine oturtulur ,bazen de  çamaşır tekneleri vardır odundan onda yıkarlar.ne ellerin çatlağı nede tabanların yarığı kapanmaz hiç. Bu durum aileden aileye göre değişir.Biz genelde yazın sürüyü otlatmaya götürdüğümüz için hep bunlara şahit olurdum. Annemde çay kenarlarından özel otlar vardı  yarpuz denen yada yabani nane  veya bu tür şifalı otları toplatırdı bayan işçilere. Kazanda kaynatılan  şifalı bitkilerle bizi banyo yaptırır dı.annem. Bütün mahallenin çocukları bayram ederdi çünkü annem kimi bulsa yıkardı ki sevap dır.Bir tas su değsin kafalarına kaşına kaşına yara olurdu her yerleri.Hiç hasta olmuyorduk değil diğer çocuklara göre daha az hasta olurduk.  Biz banyodan çıktık dan sonra koca lavaş ekmeklerine taze tereyağını bolca sürer,üzerinde keserin tersi ile dövdüğü kesme şekeri serperdi sonrada  yallah biz oyun oynamaya giderdik.Ama gözden kaçırdığımız bir nokta var. Köyde mutlaka bit salgını vardır.Bitsiz ev mümkün değil olmazdı. İşte banyo dediğimiz 2 tas su dökmeden evvel .gazyağını getirirler ,kemik taraklar vardı eskiden .bir kafanı taramaya gör  ne taraması resmen kafanın derisini soyar.İşte bu tarağın bir tarafı sık ,diğer tarafı da biraz daha seyrektir. Bu seyrek kısma iplikle ilmek atarlar ve daha da sıklaştırırlar dı. ve tarağı gaz yağına batırıp bitleri ayıklamaya başlarlardı..Büyükleri zaten dökülürde küçükleri de tarağın ince tarafı ile tarayarak temizlerler. Aman  tanrım okka gibi koca bitler dökülür ve kaçan kaçana. Birde sanki saymak neye yararsa tülbendi sarıp birde bitlerin kaçışlarını seyrederlerdi.Bit yarışı da yaptıklarını biliyorum ben..Ne  gezer öğle mekana yerleşmiş ki bitler birde sirke temizleme faslı başlar.Artık sıra ile birbirlerinin dizlerine başlarını koyup  o kalın parmakları ile sirke temizlemeye başlarlar ve her bir kılın dibi temizlenir.Bu arada olgun olanlarda varsa başparmaklarının tırnakları ile çıt çıt ezerler .Buda çok keyif verirdi onlara. Kızların saçının uzun olması gerekir di o yüzden  kesmezler ve gaz yağı ile temizlerler. Yaşlı kadınlarda bitle başa çıkamadıkları için,sadece tepelerinde  bırakırlar ve gerisini kazıttırırlardı. Nerde öğle su sabun …yok efendim şampuan sademi olsun yoksa ikisi  bir arada mı olsun. Offf offff. Haa bu arada bütün kadınlar ceplerinde kavrulmuş kil taşırlardı ve hemen hemen herkes kil yerdi kıtır kıtır sanırsın bir tepsi baklava ya da börek gibi.bütün kadınların rengi beyazdı dudakları da solmuş gül gibi başlarındaki pembe al çitle (kağıt arası yazma) ile boyasalar da hep solgundu renkleri.çok yıllar sonra konu ile ilgilenince aşırı kansızlıklarda insanlar kil toprak yerler kansızlığın en büyük tanımı budur.köyde o yıllarda ne varı ki ne yiyelerde tok gezeler o insanların güçsüz bedenlerini bit de yer pirede yer.

Dedim ya sabun yoğun kullanımda olmadığı için hijyenik  şartlarda sağlanması mümkün  olmadığı için köylüyü suçlamak mı lazım.. Şartların getirisi mi nasıl yorumlayacağımı bilemiyorum  Köylü sabunun yerine geçecek olan ve köyün çok özel bir bölgesinde  olan kil tepesine eşeklerle  bir tören yapar gibi sıra ile eşeklere heybeleri koyar ve yola düşerler..epey giderler ve kazma kürekle tepeyi kazıyıp kili çıkarırlar Önceden ulaşım olmadığı için iyi kil toplamak yüzünden kavga olurdu.Daha sonra herkes imece usulü kazar ve killeri çuvallara doldurmadan önce çamaşırlar için ayrı.,başlarını yani saçarlını yıkamak için ayırıp ona göre çuvallarla  ve köye dönerler. O gün kil taşıma günü dür. Edalarından yanların dan geçilmez En iyi kili biz bulduk diye .Killer güneşte kurutulur .tekrar evlerin arasında paylaşılır.

 

Eğer çamaşır yıkayacaksanız ya da banyo yapacaksanız ona göre tahta çelmeklerde bir gün evvel ıslatırsınız. Hayret bir şey  sanki evde pasta pişiriyorsunuz ve karbonat katmışsınız ve kekiniz kabarmış gibi, o toprak da öğle kabarır .İşte başları yani saçları bununla yıkarlar ve saçlar ipek gibi olurdu.Eğer kil yoksa bununda bir formülü vardı.Ekşi erikten yapılan pestiller vardı ,halam çok kullanırdı.Onu da ılık su da bekletirsiniz ve çıkan suyu ile saçarlınız yıkarsınız.çare mi biter sanki.Sanki en güzel şampuanla yıkamış gibi olursunuz.50 yıl sonra bunlarında şimdi aktarlarda özel şampuanları çıktı ,resmen paraları el yakıyor.

Evet banyo faslı bitti. Sıra çamaşır yıkamaya geldi.

 

       Çamaşır yıkanacağı gün o gün kimse suyu bulandırmazdı. Mezarlığın hemen yanından akan suyun karşılıklı olarak her iki yanına düz taşlar  dizilmiştir. Çamaşır taşları olurdu.Bunların üzerinde yıkarlardı..Durumu daha iyi olanlarında çamaşır tahtaları olurdu kalın bir tahtayı belirli aralıklarla merdiven gibi oyarsınız.Burada yıkanırdı.kim eve su taşıyacak ki, Çoğu kez kazanı kaynak suyun başına kurarlardı.Ardından da mavi loş bir renk veren çivit kullanılırdı.çamaşır suyu ne gezer ki buda tam beyazlanma olmadığı için rengi kapatıyor olabilir.İçlikler  vs böyle yıkanırdı. Ha sakın unutmayalım. Kimin evinde  çok bit olduğunu bildikleri biri varsa onu çermenin (Kaynak su)en alt ucuna koyarla dı ki yıkanırken bitleri öbür çamaşırlara bulaşmasın diye.Çok şen şakrak olurlardı.Yıkanan çamaşırları da temiz diye mezar taşlarına sararlar yada çalıların üzerlerine…Bu arada semaver de mutlaka yanıyordur.Zaten tokaç vura vura o nazilli basmalarını da taşların üzerinde paramparça ederlerdi..Benim işim gücümde mezarlıkları kazımak kemik çıkarmak yada yerlerini yerleri değiştirmek Kuşların yuvalarını bulmak.Kafa taslarını incelemek. 40 yıl sonra tıp da okuyan öğrencilere anatomi dersi için kemik vs lazım odluda benden başka mezarı söküp de kimse kemik yada kafatası verememişti.

 

Çerme de  sadece çamaşır değil yünlerde yıkanırdı. Bizim sürü yeni kırkılmıştı.Köyün bütün kadınları yıkamak için gene toplanmışlardı Bir ara gökyüzünde bir ses oldu.O kadar berrak ve mavi ki.O anda bütün kadınlar buldukları mezar taşının arkasına .yada çalının içine saklandılar. Annem falan hep şaşırdılar. Ne oldu diye.Birde baktık ki gök yüzüne ne görelim .vavvvv kocaman parlayan bir şey çok yüksek de ve hareket ediyor.Ardından da duman çıkıyor.Beyaz bulut gibi. Meğer sis tayyaresiymiş Kadınlar ejderha geldi sanmışlar.Korkup kaçmışlar.Oysa o tarihten 3 yıl sonra asıl yaşadığımız ilçede de komşumuzun oğlu (komşumuz da TBMM lisi kurulduğunda  ilçemiz özerk bir cumhuriyetti ,ilçe adına giden ilk milletvekiliydi). Onun oğlu ve diğer komşumuzun oğlu Türkiye’nin ilk sivil  jet pilotları Diyarbakır’dan havalanıp anne ve  babaları için iki ayrı jetle gelmişlerdi.e yazık ki dönüşte birinin jeti çakıldı ve şehit oldu.Burada vurgulanan köylerle de cehaletin çok olduğu .yeterli ilginin olmadığı .oysa şimdi.araba ile  2 saatlik yol.50 yıl öncede öküz arabasıyla dağ köyü olduğu için bir günlük yol.Aradaki kültür farkı .

 

Türkiye nerden nerelere geldi.tam rahat edeceğimiz bir dönemde de terörü musallat ettiler.Bizim iki adım ileri gitmemize hiçbir ülkenin tahammülü yok.İşte o yaşadığımız köy yada komşu köyler zaman düşman oluyorlar.çatışmalar oluyor. Türk köyü,Kürt köyü kavgası..

BABALAR VE KIZLARI

Pazartesi, Şubat 18th, 2008

 

BABAM VE BEN

Anneler ve babalar ile çocukları bir bütün olduğu  zaman müthiş bir aile tablosu ortaya çıkar.Kız yada erkek fark etmemelidir. Ancak gelişim dönemine göre zaman zaman ilgi odağı yer değişebilse de hem anneye hem de babaya ilgi her zaman aynıdır.Ancak gelenekler yada aile yapısına bağlı olarak bu ilgi belirli  yaştan sonra bıçak gibi kesiliyor.Çocukken ilgi odağı çok yönlü olduğu için o zaman baba özlemini hissetmesen de yaş ilerleyince  burnunda tüter yanarsın için için. baba diye diye,Oysa hep seni güzel kızı diye sever sen onun gözbebeğisindir. Annenle bile babanı paylaşmazsın..babana hayransındır Büyümeye başlasan bile hediye yada harçlık alma alışkanlığın olmadığı için bir çıkar düşünmezsin hiç ,baban gene aynı babandır.. Büyümeye başlayınca onunda baskısı başlayınca hep nefret etsende gene çok seversin babanı.Seni çocukken evde olmasına rağmen unutmuştur ama baskısından onun varlığından haberdarsın hep..Zaman öğle çabuk geçer ki büyümeye başladığında bir gün ansızın bütün ailenin yükü sırtına bindirilmiş olarak yapayalnız bırakılmış olsan bile onu seversin. Seni hep büyümüş ve güçlü hissederler.

Kızlar hep babalarına benzeyen erkekleri eş olarak tercih etmek isterler.Çünkü korunma  ve sarıp  sarmalama içgüdüsü vardır. .Ne yazık ki öğle hiç denk gelmiyor .Sen ondan beklerken sevgiyi olgun tavırları , eşin senden bekler hep ona anne olmanı.Keşke eksikliğini hissettiğimiz sevgiyi verebilmeyi  yada alabilmeyi becerebilsek olmaz mı?.Ben bu konunun uzmanı falan değilim ama içimden geçenleri yazıyorum.Bakın çocuk yaştaki kızların ilegal ilişkilerinde yada’ Gençlik aşklarında ‘diyelim hep olgun yaştaki erkeklerle beraberlikler vardır.Uyanık ve bilinçli olunmazsa çok kişinin hayatı kararır.

Baba özlemi şefkat ve korunma içgüdüsü.hep ana faktördür.Mutlaka istisnaları da vardır.Eğer baba  iyi bir motif olmayı becerebilmişse tabiî ki. Öğle anlar olur ki nefesinin tükendiğini hissettiğin anda omuzuna başını koyup ta ağlamak istersin babanın. Yada hep güç sembolüdür gözün önünde ya onun ellerine sarılmak istersin ,kaybolmak istersin sevgi dolu kollarında.Hep anlatmak istersin bütün derdini ve tasanı. .Benim hiç böyle şansım olmadı.Tam onun benim varlığımı hatırlamasının zamanı gelmişti ki o 76 yaşında öldü gitti.Çünkü artık çok hasta idi ve bütün sınırları kaldırmıştı.İşte o anda anladım ki güçlü babamdan eser kalmamış.Dilediği bir evlat olmuştum ama onu kaybetmiştim.Yaklaşıp da ilk kez elini tutmuştum ve de çorapları yoktu ayağında çıplak ayaklarını görebildim. Ne yumuşak elleri vardı hiç çizgi yoktu ve tombul tombuldu.Ayaklarının parmakları ve şeklide meğer tıpkı benim ki gibiymiş  Öldükten sonra  teneşirde yıkanırken de  meğer ben babamın küçük şekliymişim Tam onun küçültülmüş hali.Minyatürüymüşüm. Huyumda öğle tam fırtına zır deli uçarı işte ne dersen hepsi var..Ben hala hasretim babamın hala bilemediğim baba kokusuna. Ne diye hasret kıyamete kaldı ki .Keşke bir sorsaydı hiç sıkıntın derdin var mı diye .Sorsa bile bir soru cevap olarak ta evet hayır diye cevap verirdik.Cümleler kuramazdık ki.Oysa babama çok ihtiyacım var , nerde bulsam ki onu.Ne onun beni, nede benim onu görmem mümkün.Bin bir pişmanlıkla geçip de gitti uzun yıllar. Artık ben onun  yaşını yakalamama az kaldı. Herkes benden sevgi hoşgörü ve yakınlık beklerken ben kimden ne bekleyeceğim.İşte bizlerin yanıldığımız nokta şu ki.büyüyünce artık sevgiye ihtiyacımızın olmadığını sanırız Hiç de öğle değil sevgi her yaşta aranan tek şeydir.tek gıdadır.ne para ne mücevher hiçi bir şey sevginin yerini tutamaz. Sevmek çok zor şey değil. Niye sevmiyoruz ki birbirimizi.Keşke sık sık babacım yanına gelip de boynuna sarılabilseydim,Duygu ve düşüncemi ve hatta belli ölçüde bile olsa özel dünyamı  ah babacım seninle paylaşabilseydim.Yada anne yada baba keşke arkadaş olmayı bilebilseydiniz.bir kerecik bile olsa…

O öfkeli kızgın halinde bile sana gülmek istemiş olmama rağmen korkudan hep kaçmışımdır senden Oysa ben kendi öfkeli anında bile sınırımı asla aşmadım ve saygımı eksik etmedim.Hayatımın en zor anında  bile senin beni aramanı bekledim, ama hayatta sadece tek bir kere evet sadece sadece bir kere aramıştın Sevinçten ağlamıştım beni babam aradı diye .Gurbetteydim kimim yok kimsem yoktu bu yaban ellerinde.yapayalnızdım ve hala yıllar geçti gene yalnızım .Eşin bile olsa paylaşamaz senin iç dünyanı.Kimse kimsenin yalnızlığını paylaşmıyor Alışmalısın kendi yağınla kavrulmaya Yaşamın özü bu.Bunu kavrarsan ayak da kalırsın yoksa sıcak suda ki sabun gibi erirde gidersin.Evet nerede kalmıştık  15 dakika için de tekrar aradın ki o zamanın değerine göre veremeyeceğim para istemiştin inşaatın için keşke hayır demeseydim.Ne varsa vermiştim de keşke hayır demeyip onu da verseydim ama mümkün değildi ki  .Bende kendi evimin planı çizmiştim ve  mütahidin  parayı alıp kaçması yüzünden gurbette kendi evimi kendim  yapıyordum, bunu bilemeden kısa süre öldün sen babacım.Sana en güzel hediyeleri alırdım hep krallar gibi giydirirdim seni .Senin için çok endişeleniyordum o kadar çok ilaç alıyordum ki öleceksin diye ödüm kopuyordu.Korkmak işe yaramadı işte.Seni çok özleyeceğim ve arayacağım,senin yokluğunu şimdi daha iyi anlıyorum.

SONUÇTa sevgili hanımefendiler genç hanımlar babanıza gidin ve sıkıca sarılın ve öpün sevgiyle.unutmayın gün gelir el oğlu sizi terk ederde babanız siz arayıp sormasa da mutlaka onun yüreğinde hala çocuk olarak varsınızdır.

SÜRMELİ İNEK VE OYA YAZMALI ANNEM

Salı, Şubat 12th, 2008

SÜRMELİ İNEK VE OYA YAZMALI ANNEM

Evet ne alaka, anne ve inek . Azıcık düşünün .Bizim sürmeli ineğin uzun narin bir beden ve uzun bacakları var. Tüyleri pırıl pırıl hiç kaşağı kullanmanıza gerek yok. Sanki ipek gibi taranmış Tanrı , gözlerinin çevresini simsiyah boyamış sürmeli ve parlak boynuzlar vermiş .Anneminki gibi uzun ve net çizgili bir yüz..Annem işi bitince çok süslenirdi ,ipek elbiseler ,dikişli ipek çoraplar jartiyerler ve taa Erzurum’dan özel getirtilen kuaförler ondüle saç için.Şimdiki paçöz kadınlara ne demeli?..Bakın çevrenize insanların besledikleri ve yanlarından ayırmadıkları hayvanları hep kendilerine benzerler.Hatta kuaföre götürür kendi saçları gibi kestirir şekil verirler. Ama siz hayvancılık yapıyorsanız böyle seçim hakkıınz yoktur Ancak çok sevdiğiniz birine benzetirseniz kafanızda işte o hayvandan kopamazsınız ulaşamadığınız kimse olarak onu seversiniz.Ben bizim sürmeli ineği tıpkı anneme benzetirdim.Hep aynı annem hep evde şarkı söylerdi Karadır kaşların ferman yazdırır bu aşk beni diyar diyar gezdirir diye Bu türküyü ahıra gittiğimizde de söylerdi.İnanın hayvanların hepsi hem otlarını yerler hemde sanki nakaratını okur gibi mızlanırlardı. Şimdi 45-50 yıl geçti aradan hayvanlara müzik çalıyorlar sakinleşsin diye ,hayvanlar oldum olası bilirlerdide insanlar hala bir türkü bilmiyorlar. Anneme hiç sarılamazdık bizi öptüğünüde çok hatırlamıyorum babam gibi. Geleneklerimizde büyüklerin yanında çocuk sevilmezi o yüzden hep hasretiz birine candan sarılmaya.Yar diye sarılsanda birine ihanetini görünce taş olsaydı kolları sarmasaydı beni demek geliyor içinden.7-8 çocuk 15 işci 4-5 çoban ve onların aileleri ve koca çiftliğin işi Hanım ağa annemin bize ayıracak zamanı nerden bulacaktı.. Benim gibi kardeşlerimde çok sevmişti sürmeli ineği Ben hergün gider onu severdim Sanki annem sürmeli inekti benim. Evet gene karlı bir kış ,buz tutmuş her taraf.Evlerde henüz kömür olayı yok odunu olan yakar yoksa tezek, kerme yakarsınız.Kuzunede nerenizi ısıtırsanız öbür yanınız buz tutar. O akşam bizim gebe olan sürmeli kız hastalanmış annem telaşlı ne yapmalı gecenin bir vakti.Elektrik ne gezer.Büyük bakır leğeninin içine tezeklerin korunu doldurduk ahıra götürmek için.Kandile yağ koyduk sönmesin diyede elimi dalda ediyorum.Ahıra gittik çık yok ,tarda tavuklar.tavandaki monte edilen çalılarda beslediğimiz güvercinler,küçük bölmede kazlar ve ördeklerle tavuklar içeri küçük ahırda buzağılar .Büyük ahırda ise büyük başlar soğuktan buz kesmişler ve çıt yok. Tek ses var sürmekli kızın iniltisi. Resmen ağlıyor.Annemde ağlamaya başladı .Büyük bir isli çırayı yakıp duvara soktu ve tezek korunu, külünüde ahırın ortasına koyduk ortam ısınsın diye fayda etmedi.Yanan çıra ile yelpaze yapar gibi alttan ısıttık karnı ısınsın diye. O güzelim tüyleri hep yandı .Fayda yok sürmeli hasta doktor varmı ki veteriner ola ,yok oğlu yok.Ahırın havası ısınınca bütün mevcut ne varsa hepsi hareketlenmeye başladı. Horoz ötüyor buzağı süt istiyor.Tavuklar gıdaklıyor kazlar avazı çıktığı kadar bağırıyor.Aman sürmelinin sesi hiç kesilmedi, annem onunla konuşuyor oda cevap veriyor bende yüzünü öpüp okşuyorum Siz hiç ağlayan inek gördünüz mü ?.Biz o gece hep ağladık .Sürmelinin göz yaşını dudaklarımla sildim Ben niye 45 yıl sonra ağlıyorum sürmeli ile şimdi.Baktık olacak gibi değil.Baş yaşlı işçiyi Sefer emiye haber saldık, o belki yardım eder diye.O gelince sevindik sürmeli iyi olacak diye.O büyük ustalıkla kollarını sıvada ‘ne var bunda dedi ben hallederim dedi. Annem sürmelinin kuyruğunu yana çevirdi, benim boyum kısa zaten ineği sevmekle meşgulüm onun yorumuna göre gaz varmış eli ile anal kazıntı yapacak hayvan kakasını yapınca gaz gececek diye.O işini yaparken o dahada ağlıyordu .Büyük bir kanama oldu hayvandan meğer yanlış yere sokmuş elini Birazdan koca buzağıyı düşürdü Sürmeli kız.

Aradan 4 ay geçti. sürüyü Damlıca yada Yasemen dağlarına sürmeden ,kendi çiftliğimize götürür oradaki SARIKAYA DAĞlarında otlatırdık. Sarıkaya dağları paralel sıralandığı için çoruhun aktığı yerde bir bağırsan yankılanır sana geri gelir. İnsan hayatıda böyledir ne derseniz yada yaparsanız size dağlar gibi geri yankı yapar.O gün de her biri benim kolum kadar pilleri olan Grundıg radyomuz vardı,sonuna kadar açmışlar öğle yankı yapıyor ki .Saniye Can. Muazez Türüng’lerin ve Nezahat Bayram’ların şatafatlı dönemleri..Belliki bir şeyler oluyor eve girenler çıkanlarçok telaşlı..İzmir’den özel getirdiğimiz mİdilli at arabası ve mahallenin yaşlı köy ebesi .İçim çok kötü oldu ama henüz aklım almıyor Sonra annemin avazı çıktığı kadar bağırdığını duydum( annem narin zarif annem sen 10 yıl oldu öleli .Dünde babamın ölüm günüydü fırsat bulmuşken yazıya ara verip bir güzel ağlayayım) Annem 5 düşük 8 doğum yapınca son gebeliği sonlandırmak istemiş. Bizim baba hindinin teleği ile kendine olmadık şeyler yapmış .Sürmeli inek gibi kanama var ve annem ölmek üzere , köy ebesininde yapacağı yok.Annem gidiyor annem, ipek elbiseli sırma saçlı oya yazmalı hep kokulu gezen annem ölüyor işte.Nerede şu sürmeli inek ona koşupta sarılayım ama sürü dağdan daha inmedi ki.Annemin yanına da sokan yok ki.Allahtan Dr Hamdi bey Erzurum’dan dönmüş ve Hızır gibi yetişti de annem kasabaya götürüldü .Annem kurtuldu. Bebeği mi merak ettiniz. O da inadına düşmedi. Şimdi 45 yaşına gidiyor hala bebek, benimde 7 yaşından beri sornluluğunu aldığım sanki çocuğum. Eh insan yada hayvan hepsi işte kara kaderi paylaşıyor .Bu benin yaşamımdan kesittit Abartı yok eksiklik var …

ULKUTEYZE

aşkınıza ve ıhlamur ağaçlarına sahip çıkın

Salı, Şubat 12th, 2008

AŞKINIZA SAHİP ÇIKIN IHLAMURLAR ÇİÇEK AÇSIN HEP

Fazla değil 3 km lik aşıklar yolu ,Alay yolu ,çift uzun selvi kavak ve ıhlamurlarla çevrili yol. Öğle ne kordon boyumuz var nede nede grup vakti gün batımlarını seyredecek koyumuz ve gel git lerle bizi alevlendirecek denizimiz var..Biz aşkımız alevlendirmek için başka ihsan istemeyiz ki.Doğuştan aşık doğmuşuz zaten, dağımıza toprağımıza suyumuza.binbir renkli çiçeğimize.Görmeyen göze duymayana yüreği ha var ha yok hepsi bir..Birde Yar eklenince tamamdır aşkımız.İhlamurlar çiçek açtı gene sincap gibi toplaması bana düştü benim milli görevimdir  . Daha yeni CEMRE suya toprağa havaya düşmüştü.Hıdırellezi yeni kutlaşmıştık . Bende günlerce Cemre nerede düştü bulayım diye aramıştım .Ama şimdi olsaydı aç interneti bak ne istersen var. Bizim dergilerimiz vardı .Hep yat uyu yat at Ali top at.Taa o zamandan beri bizi uyutmak için dergileri bile uyutma ile doldurmuşlar.Bir tek Kasımpaşalı birde,uyanık geçinen sansarlar, tilkiler var.Ne gezer özel okullar. Yardımcı kitaplar Öğle renkli kalemlerimiz, çeşit çeşit silgilerimiz olmadı hiç. Kullanılan sayfalar silinmekten kopardı, silgileride dişlerimizle ısırarak silgisi olmayana verirdik.Bazen olmadı mı kolayı var arkadaşların lastiklerinin kopan kısımlarını silgi yapardık oda simsiyah ederdi defteri.Kalemi hiç sorma artık aça aça boyu o kadar çok kısalırdı ki avucumuzun içini yara ederdi EH CEMREYİDE  bulamadıysam suç benim mi????: Şimdi eğitim okulda değil resmen mafyalaşmış özel dersanelerde veriliyor..Desene  o dönemin çocukları şimdi olsaydık kaybolur giderdik Ah ögretmenlerim her şeyi okulda öğrettiniz ve bizi adam ettiniz , hiç fire veren olmadı.Evet Hıdırelezi çok çoşku ile kutlamıştık.Kızlar ve gençler mutlaka gelirlerdi. Hepside zamanın şartlarına uygun olarak Ya Nenehatun Kızöğretmen okuluna.yada  hemşirelik okuluna ayrıca  askeri okula giderlerdi .Onca katılığa rağmen gene de kızlar mutlak gönderilirdi.Şimdiki gibi baş örtüsünü bahane edip kocaya gitmek istemezlerdi.Nede ilgi odağı olurlardı.O zamanın okumuşları şimdiki profesörlere taş çıkarırdı vallahi. Liseyi bitirenler parmakla gösterilirdi.Zaten liseyide dışarıda okurlardı.daha ben bile Nenhatuna kayıt için gidecektim 1968 de orta okul liseye çevrilince ne kadar dışarıda öğrenci varsa hepsi geldilerbenimle okudular. Ha unutmayın Liseyi bitirmeyi bırakın orta okulu terk etmek bile önemliydi, halamın oğlu vardı.Orta 2 den terkli..Halam hem zülüflerini tarar, zaten kaşlarınada yeni rastık çekmiştir ,bir yandan da başındaki dantel boneyi düzeltir , yeni ördüğü bir karışlık danteli, belliki yeni örmüş ve eteğin altından sarkan bir don giyinirlerdi özel birşeydi o dantelide  oraya dikmiş  ve mutlaka eteğin altından 1 karış danteli gösterirlerdi.Bütün cazibesiyle  her şeyi resmen şova çevirerek , mahalle arasındaki pınarlardan  su taşırlarken kadınlara hava atardı’Bizim Fuat orta 2 den tasdiknamelidir diye.kadınlarda hangisi kızını yamar diye yarış olurdu.

Oyalıda yazma başında

Kalem oynar kaşında

Yetmez mi beklettiklerin

Pınarların başında.

Geç de kalma eve git bu türküyü sana okuyan olmaz yeterki dayak yeme nerdeydin diye.

.Bu hala oğlu posta müdürü oldu.Kars’dan başladı Uludere’ye kadar ne kadar yer varsa dolaştı .Ancak karısı Mubahat yengem Uludere’de düşük yapıyormuş katırın üstünde şehire hastaneye götürürlerken katırın üstünde kan kaybından öldü.Mezarıda kayboldu gitti .Oysa onun için özel helikopter gönderdilerde.yetişmedi. bu hala oğlu hiçbir siyasi partiye yamanıpta benim tayinimi batıya yapın diye tenezzül etmedi.hepimiz gururlu insanız hala tenezzül etmeyiz.Nerden nereye .kaydık bakın işte .Kasabada okuyan gençlerde birer odalı rutubetli soğuk odalarda okurlardı.Teneke soba içine bir iki odun parçası atarsın geçer sadece ateşi görünce ısındın ,ısındın artık gerisi yoktur Parmak uçları , tabanı delik  yün çoraplar.Birde soğuk mısır ekmeği boğar insanı, zavallıların ağızlarının etrafı yara olur.Ama buna rağmen  başarı yüksek ,Öğle elbisede çeşit çeşit değildir..Büyük alırlar ama kısaltırlar sen büyüdükçe katlanan yerler açılır işte.Burası Anadolu işte. Nereye bakarsanız bakın bürokrasinin ta tepesindedirler. Birde şimdiye bakın ağlarsınız gençlerin gülünecek haline..

Biz alay yoluna dönelim.İşte bu gençler birbirine sevdalı gençler yaz tatilinde ve hıdırellezde mutlaka buluşurlardı.Bir görseniz Hıdırellez kutlamalarında  yanan kocaman ateşten nasılda heyacanla atlamışlarıdı. Aşk varya aşk gözlerinin içi gülerdi ,yanan ateşte neyimiş VOLKANLAR AZ gelirdi az..Sonra yaz tatili ve gönlüne aşk cemresi düşenler. İşte bu 246.cı Piyade Alayının yolunda kimbilir kaç kez gidip gelirlerdi gün batar onlar yola düşerler şafak çözülmeye başlar, onlar bırakın  duyguları ifade etmeyi cümleyi,kelimeyi daha alfabenin başında harflerde hecelerde tutuklu kalmışlardır.Onlar önde biz arkada gider de gelirdik. Ta o zamandan beride yürürüm işte. Ha bizi mi yani çocuklarımı merak ettiniz ne işiniz var gibilerinden …Annelerimiz peşlerine takarlardı ki kimse olurda aşk sevda duygusuna kapılır el falan tutmasın diye. Yani biz bekçiydik onlar için .Ne onlar ölçüyü aştılar  nede biz jurnalci olduk. Sabaha kadar merkezden nöbetçi kulubesine kadar süren hiç bitmesinin istenmediği yollar .Her seferinde nöbetçi asker değişmiş olurdu da bunlar hep aynıydı. Ne şarkılar ne türküler nede şiirler yeterdi birbirlerine okumak için.

Bu sevdanın sonu gelmez onu ben biliyorum demeyin yanılırsınız .Bu sevdalılar var ya hepsi de evlendiler .Çünkü ayran gönüllü değillerdi.Şıp sevdi değillerdi aşkları, günlük gecelik değildi .Ömür boyu süren aşktı .onların ki.

Sonumu ne oldu hikaye sandığınız bu gerçek yaşam öyküsünün.Dedim ya çoğu evlendi  mutlu oldu, bazıları anlaşmadılar 1-2 kişi fire verdi.Diğerleri devam Çok zorlu olsa da vazgeçmediler birbirlerinden.Şimdiki gibi yok öğle meydandan kaçma, çoluk çocuğu öksüz bırakmak. Ah sonuna gelelim; o sevdalılar birbirlerinden vaz geçmeyeneler ve karşılıklı olarak özverili olarak evliliği yürütüp aşklarından vazgeçmeyenlerin çoğunun adı soğuk mezar taşlarına  yazıldı bile, kimide o yolun sonuna yaklaşmakta. diğerleride zaman dolduruyorlar. Bizlerde onlardan boşalan merdiven basmaklarını doldurmaktayız.Ihlamurlar çiçek açıyor mu ki hiç sanmıyorum çünkü miras yüzünden ve yol genişletme yüzünden kesildiler.Bizim bahçede mor sümbüller ve bal için baktığımız arılar için açan binbir çeşit güller çoktan kayboldu.Büyükler öldükten sonra  bahçe paylaşıldı Çoğuda göç ettiği için başka illere ağaçlar kesildi. Sahip olan yok evet başı boş eşekler ve atlar var sadece .Bende zaten senede bir gün anneler günü annemin mezarını ziyaret ediyorum örnek olayım .bende; sonrakilere doğduğunuz yeri terk etmeyin diye. Eğer bulsam ıhlamur ağacı bu yaşta üşenmez çıkar toplarım.Zeytin topladığıma göre .
Yavru uçmuş ısısız kalmış otağı hepsi bu……………AŞKINIZA SAHİP ÇIKIN SONU OLSUN ADI OLSUN.

ÇOCUKLAR GÜL GONCALARI SOLDURMAYIN ONLARI

Salı, Şubat 12th, 2008

GELECEĞİN GÜZEL ÇOCUKLARINI YETİŞİRMEK ÜLKENİN TEMİNATINI KONTROL ALTINA ALMAK DEMEKTİR.

Akşam bazı kanallarda 4 yaşında ki bir çocuğun hem annesi ve hemde annesinin birlikte yaşadığı bey tarafından nasıl darp edildiğini gösterdi o yüzden işledim bu konuyu.

Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan,
Güneş kucağındadır, bilemezsin.
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,
Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.
Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.
Uçar gider, koşsan da tutamazsın…
William Shakespeare

( Çocukları görün ,uzatın parmağınızı yakalasın minnacık titrek elleri ,.heyecandan çarpan kalbinin  sesini, sevginizle bağrınıza bastırarak dindirin. .Bakın gözlerinin taa içine ,verirken içmesi için sütünüzü, çünkü sizi yüreğinin derinliklerine taşır . Bazen de püskürtün ,sütünüze gözlerine, parlak ışıl ışıl olur Hem güler hem de hapır hupur içer..Anne sütünde bakteri  öldürücü madde vardır(IgA, salgısal koruyucu madde)Keşke benimde çocuğum olsaydı kim bilir ne çok severdim …………………

         Akşam bazı kanallarda 4 yaşında ki bir çocuğun hem annesi ve annesinin birlikte yaşadığı bey tarafından nasıl darp edildiğini gösterdi Bunun daha vahim durumunu  çok değil 7-8 ay önce 17 aylık bir kız çocuğunun  uğradığı tecavüz olayı ile tüm Türkiye sarsılmıştı ama ne gibi hukuki  adımlar atıldı ve yeni  yürürlüğe  konulacak olan  cezalar  caydırıcı mı bunu elbet bile n biri bize burada açıklama inceliğini gösterir.Sağ olsunlar bazı siteler zaten bu konuda duyarlılar.

         Bu ve benzeri yitik çocuklara her zaman toplumsal yaradır bizim için.Yarınlara çocuk yetiştirmek istiyorsak önce eğitime kendimizden başlamalıyız. Bir ülkenin uygarlığının ölçüsü, ,en doğru kıstası kadınların eğitim düzeyidir. Kadınlarımız evde oturtmak için bahaneler bulmayalım . Güzel yarınların yöneticileri de mutlu ve eğitim düzeyi  belirli seviyede olan ailelerin çocukları ile olur.  Özellikle hayal kuran çocuklar yetiştirirsek ilgi varsa mutlaka bilgin olurlar.Gelecekleri anne ve baba tarafından planlanan çocuklar yarınlarda ne yapacaklarını bilemezler.Özellikle kapitalist sistemlerde annen ve baba ayrı ayrı , kendi düşlerindeki dünyalarında yaşadıkları için  evdeki  çocuklarda  bu duyarsız ailelerin yüzünden ilgisiz bebekler  olarak büyürler.Bu çocuklarla İlgilenen mürebbiyeler çocukların eğitimi ve kişilikleri üzerinde daha etkindirler.İşte sevgisiz büyüyen çocuklar , nefretle yetişecekleri için  astığım astık kestiği kestik   bir ruh hali ile erişkin çağa gelecekleri için  yarınlarda da zalim bir patron olarak karşımıza çıkacaklar.O halde kendimizi de düşünelim ama önce dünyaya getirdiğimiz çocuklarımızın yaşamları öncelikli olmalı. ANNE VE BABANIN VERDİĞİ SEVGİYİ HİÇ BİR ŞEY VEREMEZ. Sevgiden mahrum bırakmayalım onları.Her şey madde değildir.Kuş yeme çocuk muhabbete gelir. Hepimiz çocuklara birer örneğiz .modeliz.  Kendi yapmadığını yaptırmak için sürekli söylen anne ve baba yada okulda, okuyup  araştırma alışkanlığı olmayan bir öğretmenin çocuklara  yada çevresindekiler baskısı ne kadar etkili olur sizce. Çocuklara kitap okuma sevgisini vermek istiyorsanız önce kendiniz okuyun.Mümkün olduğunca imkanlar dahilinde ne istiyorsanız onu çocuğunuza temin ediniz.Her gece  ödevlerini mutlaka kontrol ediniz.Çocukların gelişimi ilgili olarak öğretmenleriyle düzenli diyalog içinde olunuz.Okul aile toplantılarını ihmal etmemek lazım.Televizyon izlemesinin de ölçüsü olması lazım.Karakter  eğitimine de önem vermek lazım.

          Olumlu ve etik alışkanlıklar kazanmalarına iyi örnek olarak  neler yapmalıyız.

          Çocuklara hangi nitelikler kazandırmalı. ?

           İyi insan olmak,Doğru ve dürüst olmak,Sevgi dolu olmak,Hoşgörü sahibi olmak,Başkalarına  barış ve empati ile yaklaşabilmek.özellikle  farklı ülkelerdeki  farklı kültürlerdeki bireylere .Görev duygusu taşıyan,çalışkan biri olmak .Mesleğinde profesyonel olmak.ama bunu amatör ruhla ilk günün heyacanını ve aşkını taşıyarak yapmak.Alçak gönüllü olmak,Övünüp durmak yerine bunu senin adına yapmak üzere başkalarına bırakmak,İçten ve öz verili olmak,Sabırlı olmak,Doğrularında direnme  yürekliliğini taşımak. Bu niteliklere sahip gençlerle değil dağlar, uzay bile uçarak feth edilir .Bunlar her zaman kontrol edilebilen güçlerdir  Eğer yarınlarınızda ufku geniş bir ülke istiyorsanız çocuklarımıza gerekli önem ve eğitimi vermeliyiz. Yoksa işte hasta ruhlu anne ve babalar olur .Onların kendi yavrularına yaptıkları vahşeti başkalarına daha ağır şekilde yaparlar. Bu insanlar başka yerden bize ithal edilmediler.O halde toplumsal kaliteye ulaşmak istiyorsak .kendimiz sürekli geliştirmeliyiz.Çocuklarımıza da her konuda rehberlik ederek nitelikli olmalarını sağlamalıyız.İşte Ülkem daha emin ellerde olur.

 

ULKUANNE

İkindi çayları ve Bizim Kızlar

Salı, Şubat 12th, 2008

Ooo hanımlar kışı zor bahar ettiler,soldu gül benizleri içeride, Bütün gün kül dök soğukta dokunduğunda ellerin yapışan kapı tokmaklarını ve raflara dizdiğin sadece kızıl renklerinin parladığı ve içeri sanki grup vaktinin kızıllığını yansıtan ışığından başka, işe yaramayan bakır kapları külle parlatmaktan canları çıkmış. Hiç birşeye yaramayan kızıl kalaysız bakır kaplar. illede ışıl ışıl olacaklar.Ya her biri 30 cm i bulan yer döşemesi tahtalarına ne demeli ki.?.Mutlaka limon renginde olacaklar. Bu arada kapı önünde bulunan eşik de mutlakla sabahın ilk saatinde onca soğuk ve buza rağmen tel tahta ile fırçalanacak.Malum bizim oralarda kız beğenmeye sabahın erken saatinde gelirler.İlk bakınan yer ana giriş kapısı , evdeki yer döşemeleri.Canım, eviniz eğer bahçeli ise avluyada açılıyorsa öğle yağma yok döşenen taşların her birinide cilalanmış gibi parlatacaksınız.Ev de yandık gelen misafirin ilk işi koltukların alt kısımlarındaki tozlara bakmak dahası örgünün ipini sedir mi yada karyoladamı ne varsa altına yuvarlatıp temiz mi, diye kontrol etmek. Zor iş kocaya varmak yada beğenilmek.İşte kışın içeride oldukları için limon gibi benizlerle bir güneşin ucu görünsün.

de soğuk mu sıcak mı demeden kafesten kaçan kuş gibi dışarı çıkarlar.Bunlar unutulan Anadolu’nun unutuldu sanılan ama dimdik kalede gibi ayakta çelik gibi  duran güzel insanları kadınları .Savaşta barışta yiğit yetiştiren yürekli anaları.

İşte bu kadınlar kadın olmayı, yar ,yaren,dost eş ve anne olmayı bildikleri gibi kendileriyde barışıktırlar.Bir süslenirler Baharın çiçek açan dalları bile onları  kıskanır.O güzeli vadinin lale sümbüllü dağları bile iç geçirir onlara.Binbir hüner dökülür yemeğinden, el işinden ,ince işine kadar.Yedi parça kloş organize etekleri ,dikişli ipek çorapları yüksek ökçe kalem topuk iskarpinleri.ince tül oyalı yazmaları ayda bir özel taa Erzurum’dan getirilen özel kuaförün yaptığı bukle bukle lüle lüle saçlarıyla peri masallarını süsleyen dünya güzeli kadınlar kızlar.Doğu deyip geçmeyin Çilli kızıl yada sarı saçlı mavi gözlü yeşil gözlü biblo gibi kızlarımız ve kadın olmayı bilen kadınlarımız .Yüzlerinde ince dantel tülleri başlarında fotör şapkaları yanaklarda zilifleri ,binbir renkli boneleriyle sanki güzellik yarışmasına katılan manken gibi yanağında beni olan olmayanda fiske gibi konduran. gerdanı benli kadınlar.Bizim kasabanın kadınları.Bir salınır gezer sanırsın sülündür süzülüyor, kuğudur ince boyunlarıyla yüzüyor. Endamlı yürüyüşü ile sek sek oynar gibi cilve yapan kadınlarımız.Halay çekerek AK Güvercin gibi kanat çırpan ŞehŞamili oynarken de savaşan savaşçı kadınlarımız..

  Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa

Askerin milletin bayrağınla hür yaşa

bu türkü illede yedi dövele meydan okuyan erkek kadınlar. İşte bu kadınlar bahar gelsin, helede Hıdırellez bir gelsin onları kimse içeride tutamaz Çoruh’un bir kolu bizim kasabadan geçer ve genelde herkesin bahcesi mutlaka vardır.O bahceler ki her renk güllerle donatılır Ihlamur ağaçları ,akasyalar beyazından lilasına kadar.Artık bir türkü tutturursun gönlünce :

 Yarim ile biz bize

 otururuz gözgöze

 sevişiriz gizlice

 akasyalar açarken ..

Sanırsın ki cennettesin .Hele de peteksiz ev yoktur, arılar için özel yetiştirilen çiçekler .Bu ne zevk ve sefa düşkünlüğü böyle ağaçların altı , yonca ve goringel (yabani yonca)ile yeşertilir hem yeşil hem çiçek her taraf..Kadınlarıda binbir renkli gül sanırsın.Hep kalenin yanı başında o koca kanal aktı bütün vadi yemyeşildi.Herkes mutlaka ikindi çayına konu komşu toplanır da giderdi .Özel semaverler yakılır.Mutlak patatesler haşlanır.Keteler çörekler ne varsa yöresel, helede çeçil peynirle, tandır ekmeği.Tuzlu ay çekirdeği.kabak çekirdeği ve de çetene kavrulur.Limonsuz çay olmaz çünkü tuzlu yiyip kaç semaver deviriler kimbilir. İp atlamalar top oynamalar halay çekmeler derken gün akşam olur.Çedene dedimde türküsüde vardır .Kızlar hem kanevice işler hemde;

 

Çıt çıt cedene de

Sar bedeni bedene

Dünya dolu yar olsa da

alacağım bir tane.

 

İşte bizim kadınlarımız eğlecenye düşkündürler.Tarlada orak sallasada ,bahçede çapa yapsada, ahırda inek sağıp gübre döksede, o iştir ama eve gelince de tam kadındır.Çedene denince aklıma geldi.Kuytu yerlerde bahçelerde pey yaygındır. Yer elması bitkisi ile beraber büyür.Onların buğdaya benzer tohumları olur.toplarız kurutur saçda  yada fırında kavururuz.KIŞ ÖĞLE GEÇER. Ancak ben bu yaşadığım yerde eğlenmek gibisinden bahçe düzenledim. Memleketimde ne varsa onu buraya taşıdım.Doğduğum yerin havasını solumak için..Kimse iş bitimi yada yazın eve tıkayamaz ,elimde çapamla tüm tatilimi toprakla uğraşarak geçiririm. Çıplak ayaklarımla toprağa dokunmak annemle sohbet gibidir Hele de öfkem varsa kimden çıkaracaksın vur çapayı toprağın bağrına .Sen cilga ile kazma kürek çapa ile bağrını yırttığın toprak hiç kızmaz ;sana inat sana aş verir meyve verir.Binbir renkte çiçek verir.İkiçapa bir su yerine geçer misali öfkende hıncında toprakta çiçek açmıştır.Boşuna mı demiş AŞIK VEYSEL;Benim sadık yarim kara topraktır diye.İşte memleketime gitiğimde cedenenin fidelerini bahar olduğu için görünce çok sevinip fidelerini taaaa buraya kadar getirdim ve diktim.Artık evimizin bahçesi yaşadığım yerdeydi Özenle büyüttüğüm cedeneleri eşime gösterdim.Süpriz yapmak için .Görünce sevinmeyi bırak dudakları uçukladı ve;aman aman aman çabuk yol sök de at jandarma basar burayı diye.BU YAŞTA BİRDE HAPİSTE Mİ YATACAĞIZ. Ben inanın hiç bir şey anlamamıştım. Ne diyor diye, Onlar bizim oraların doğal bitki florası Meğer hint keneviriymiş.

Aradan yıllar geçti ve ben anlata anlata bitiremediğim memleketime götürdüm onu ;

Bizim kasabada eskiden 1970 öncesi çok farklı bir yaşam vardı .Ne oldu ise ondan sonra her şey değişti .Annemin aile resimlerini gösterdiğimde eşime hayret dedi başkent fotomodelleri gibi diye beğendi.Ama onu bizim oraya sevinerek yıllar sonra götürdüğümde oooooo .offff.vayyyyy  eser kalmamış, eski halinde. Hani şarkı var ya eser kalmamış eski halinden ateşe benzer küle dönmüşsün.Herkes değişmiş sarıklı,cüppeli,kuşaklı olmuş nerde eski memleketim nerde eski milletim eser kalmamış ne yerinden ne de insanlarından.

 

Köye vardım varmaz olaydım.

Köyüm eski köyüm değil.

Bu hallerde görmeyeydim.

Köyüm eski köyüm değil.

Söyle söyle neler oldu sana böyle.

 

ULKUTEYZE

02.02.2008

Eyvah Yandık Babam Geliyor

Salı, Şubat 12th, 2008

 

Ooo hanımlar kışı zor bahar ettiler,soldu gül benizleri içeride, Bütün gün kül dök soğukta dokunduğunda ellerin yapışan kapı tokmaklarını ve raflara dizdiğin sadece kızıl renklerinin parladığı ve içeri sanki grup vaktinin kızıllığını yansıtan ışığından başka, işe yaramayan bakır kapları külle parlatmaktan canları çıkmış. Hiç birşeye yaramayan kızıl kalaysız bakır kaplar. illede ışıl ışıl olacaklar.Ya her biri 30 cm i bulan yer döşemesi tahtalarına ne demeli ki.?.Mutlaka limon renginde olacaklar. Bu arada kapı önünde bulunan eşik de mutlakla sabahın ilk saatinde onca soğuk ve buza rağmen tel tahta ile fırçalanacak.Malum bizim oralarda kız beğenmeye sabahın erken saatinde gelirler.İlk bakınan yer ana giriş kapısı , evdeki yer döşemeleri.Canım, eviniz eğer bahçeli ise avluyada açılıyorsa öğle yağma yok döşenen taşların her birinide cilalanmış gibi parlatacaksınız.Ev de yandık gelen misafirin ilk işi koltukların alt kısımlarındaki tozlara bakmak dahası örgünün ipini sedir mi yada karyoladamı ne varsa altına yuvarlatıp temiz mi, diye kontrol etmek. Zor iş kocaya varmak yada beğenilmek.İşte kışın içeride oldukları için limon gibi benizlerle bir güneşin ucu görünsün.

de soğuk mu sıcak mı demeden kafesten kaçan kuş gibi dışarı çıkarlar.Bunlar unutulan Anadolu’nun unutuldu sanılan ama dimdik kalede gibi ayakta çelik gibi  duran güzel insanları kadınları .Savaşta barışta yiğit yetiştiren yürekli anaları.

İşte bu kadınlar kadın olmayı, yar ,yaren,dost eş ve anne olmayı bildikleri gibi kendileriyde barışıktırlar.Bir süslenirler Baharın çiçek açan dalları bile onları  kıskanır.O güzeli vadinin lale sümbüllü dağları bile iç geçirir onlara.Binbir hüner dökülür yemeğinden, el işinden ,ince işine kadar.Yedi parça kloş organize etekleri ,dikişli ipek çorapları yüksek ökçe kalem topuk iskarpinleri.ince tül oyalı yazmaları ayda bir özel taa Erzurum’dan getirilen özel kuaförün yaptığı bukle bukle lüle lüle saçlarıyla peri masallarını süsleyen dünya güzeli kadınlar kızlar.Doğu deyip geçmeyin Çilli kızıl yada sarı saçlı mavi gözlü yeşil gözlü biblo gibi kızlarımız ve kadın olmayı bilen kadınlarımız .Yüzlerinde ince dantel tülleri başlarında fotör şapkaları yanaklarda zilifleri ,binbir renkli boneleriyle sanki güzellik yarışmasına katılan manken gibi yanağında beni olan olmayanda fiske gibi konduran. gerdanı benli kadınlar.Bizim kasabanın kadınları.Bir salınır gezer sanırsın sülündür süzülüyor, kuğudur ince boyunlarıyla yüzüyor. Endamlı yürüyüşü ile sek sek oynar gibi cilve yapan kadınlarımız.Halay çekerek AK Güvercin gibi kanat çırpan ŞehŞamili oynarken de savaşan savaşçı kadınlarımız..

  Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa

Askerin milletin bayrağınla hür yaşa

bu türkü illede yedi dövele meydan okuyan erkek kadınlar. İşte bu kadınlar bahar gelsin, helede Hıdırellez bir gelsin onları kimse içeride tutamaz Çoruh’un bir kolu bizim kasabadan geçer ve genelde herkesin bahcesi mutlaka vardır.O bahceler ki her renk güllerle donatılır Ihlamur ağaçları ,akasyalar beyazından lilasına kadar.Artık bir türkü tutturursun gönlünce :

 Yarim ile biz bize

 otururuz gözgöze

 sevişiriz gizlice

 akasyalar açarken ..

Sanırsın ki cennettesin .Hele de peteksiz ev yoktur, arılar için özel yetiştirilen çiçekler .Bu ne zevk ve sefa düşkünlüğü böyle ağaçların altı , yonca ve goringel (yabani yonca)ile yeşertilir hem yeşil hem çiçek her taraf..Kadınlarıda binbir renkli gül sanırsın.Hep kalenin yanı başında o koca kanal aktı bütün vadi yemyeşildi.Herkes mutlaka ikindi çayına konu komşu toplanır da giderdi .Özel semaverler yakılır.Mutlak patatesler haşlanır.Keteler çörekler ne varsa yöresel, helede çeçil peynirle, tandır ekmeği.Tuzlu ay çekirdeği.kabak çekirdeği ve de çetene kavrulur.Limonsuz çay olmaz çünkü tuzlu yiyip kaç semaver deviriler kimbilir. İp atlamalar top oynamalar halay çekmeler derken gün akşam olur.Çedene dedimde türküsüde vardır .Kızlar hem kanevice işler hemde;

 

Çıt çıt cedene de

Sar bedeni bedene

Dünya dolu yar olsa da

alacağım bir tane.

 

İşte bizim kadınlarımız eğlecenye düşkündürler.Tarlada orak sallasada ,bahçede çapa yapsada, ahırda inek sağıp gübre döksede, o iştir ama eve gelince de tam kadındır.Çedene denince aklıma geldi.Kuytu yerlerde bahçelerde pey yaygındır. Yer elması bitkisi ile beraber büyür.Onların buğdaya benzer tohumları olur.toplarız kurutur saçda  yada fırında kavururuz.KIŞ ÖĞLE GEÇER. Ancak ben bu yaşadığım yerde eğlenmek gibisinden bahçe düzenledim. Memleketimde ne varsa onu buraya taşıdım.Doğduğum yerin havasını solumak için..Kimse iş bitimi yada yazın eve tıkayamaz ,elimde çapamla tüm tatilimi toprakla uğraşarak geçiririm. Çıplak ayaklarımla toprağa dokunmak annemle sohbet gibidir Hele de öfkem varsa kimden çıkaracaksın vur çapayı toprağın bağrına .Sen cilga ile kazma kürek çapa ile bağrını yırttığın toprak hiç kızmaz ;sana inat sana aş verir meyve verir.Binbir renkte çiçek verir.İkiçapa bir su yerine geçer misali öfkende hıncında toprakta çiçek açmıştır.Boşuna mı demiş AŞIK VEYSEL;Benim sadık yarim kara topraktır diye.İşte memleketime gitiğimde cedenenin fidelerini bahar olduğu için görünce çok sevinip fidelerini taaaa buraya kadar getirdim ve diktim.Artık evimizin bahçesi yaşadığım yerdeydi Özenle büyüttüğüm cedeneleri eşime gösterdim.Süpriz yapmak için .Görünce sevinmeyi bırak dudakları uçukladı ve;aman aman aman çabuk yol sök de at jandarma basar burayı diye.BU YAŞTA BİRDE HAPİSTE Mİ YATACAĞIZ. Ben inanın hiç bir şey anlamamıştım. Ne diyor diye, Onlar bizim oraların doğal bitki florası Meğer hint keneviriymiş.

Aradan yıllar geçti ve ben anlata anlata bitiremediğim memleketime götürdüm onu ;

Bizim kasabada eskiden 1970 öncesi çok farklı bir yaşam vardı .Ne oldu ise ondan sonra her şey değişti .Annemin aile resimlerini gösterdiğimde eşime hayret dedi başkent fotomodelleri gibi diye beğendi.Ama onu bizim oraya sevinerek yıllar sonra götürdüğümde oooooo .offff.vayyyyy  eser kalmamış, eski halinde. Hani şarkı var ya eser kalmamış eski halinden ateşe benzer küle dönmüşsün.Herkes değişmiş sarıklı,cüppeli,kuşaklı olmuş nerde eski memleketim nerde eski milletim eser kalmamış ne yerinden ne de insanlarından.

 

Köye vardım varmaz olaydım.

Köyüm eski köyüm değil.

Bu hallerde görmeyeydim.

Köyüm eski köyüm değil.

Söyle söyle neler oldu sana böyle.

 

ULKUTEYZE

02.02.2008